Hukuki İş Kazlarında İşverenin Manevi Tazminat Sorumluluğu

Konu, 'Yargıtay Kararları' kısmında Av Seher Kırbaş Canikoğlu tarafından paylaşıldı.

Sayfayı Paylaş



  1. TOPLUMU DERİNDEN ETKİLEYEN İŞ KAZALARINDA MANEVİ TAZMİNATIN CAYDIRICILIK UNSURU


    T.C.

    YARGITAY

    21. Hukuk Dairesi


    Esas No: 2017/1857

    Karar No: 2017/3192

    Karar Tarihi: 18.04.2017



    Özet:

    Dava, sigortalının iş kazası sonucunda vefatı nedeniyle yakınlarının manevi zararlarının giderilmesi istemine ilişkindir. .... ili ... ilçesinde bulunan ... yeraltı maden ocağında, 13/05/2014 tarihinde, meydana gelen yargılamaya konu iş kazasının; 301 kişinin ölümüne ve 486 kişinin yaralanmasına yol açtığı, son yüzyılın en büyük iş kazalarından birisi olan bu iş kazasının, yalnızca iş kazasına uğrayanlarda veya kazalıların yakınlarında değil, toplumun tamamında derin bir üzüntü meydana getirdiği, bu kapsamda ... maden kazası gibi toplumu derinden etkileyen facialarda hüküm altına alınan manevi tazminat tutarları değerlendirilirken, manevi tazminatın caydırıcılık unsurunun öne çıkması gerektiği kabul edilmelidir. Ölenin olayda hiç kusurunun bulunmadığının anlaşılıp, iş kazasının meydana gelmesinde kusuru bulunanlar arasındaki kusur dağılımının ileride kendi aralarında açılabilecek rücu davasında yeniden değerlendirilmesinin mümkün bulunmasına, temyiz kapsam ve nedenlerine göre, taraf vekillerinin yerinde görülmeyen bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun olan hükmün onanmasına karar verilmiştir.


    Dava:

    Davacılar, murisinin, iş kazası sonucu ölümünden doğan manevi tazminatın ödetilmesine karar verilmesini istemiştir. İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmesi üzerine, davacılar ile davalılardan ... Kömür İşletmeleri A.Ş. ve Türkiye Kömür İşletmeleri Kurumu Genel Müdürlüğü vekillerince istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.


    Bölge Adliye Mahkemesince, davacılar ile davalılardan ... Kömür İşletmeleri A.Ş. ve Türkiye Kömür İşletmeleri Kurumu Genel Müdürlüğü vekillerinin istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir.


    Bölge Adliye Mahkemesi kararının davacılar ile davalılardan ... Kömür İşletmeleri A.Ş. ve Türkiye Kömür İşletmeleri Kurumu Genel Müdürlüğü vekillerince temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra, işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.


    Karar:

    Dava, sigortalının iş kazası sonucunda vefatı nedeniyle yakınlarının manevi zararlarının giderilmesi istemine ilişkindir.


    İlk Derece Mahkemesince, hükümde belirtilen gerekçelerle, davalı ... Ş. açısından davanın husumet nedeniyle reddine, diğer davalılar açısından davanın kabulüne dair verilen karara karşı, davacılar vekili ile davalılar Türkiye Kömür İşletmeleri Kurumu Genel Müdürlüğü ve ... Kömür İşletmeleri A.Ş. vekilleri tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine, .... Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi'nce istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.


    Dosya kapsamındaki kayıt ve belgelerden, ruhsat sahibi Türkiye Kömür İşletmeleri Kurumu Genel Müdürlüğü olan, .... yer altı sahasındaki kömür üretim işinin davalı Türkiye Kömür İşletmeleri Kurumu Genel Müdürlüğü tarafından 22/07/2006 tarih ve 24046 yevmiye sayılı noter onaylı hizmet alım sözleşmesi ile Park Tek. Elk. Mad. Tur. San. ve Tic. A.Ş.'ne verildiği, ancak 30/10/2009 tarihinde davalı Türkiye Kömür İşletmeleri Kurumu Genel Müdürlüğü'nün muvafakati ile kömür üretim işinin aynı şartlar altında ... Kömür İşletmeleri A.Ş.'ye devredildiği anlaşılmaktadır.


    Sözleşmenin eki konumundaki Teknik Şartname'nin 2. maddesinde, işin konusunun "1. maddede cins, mevkii ve sınır koordinatları belirtilen sahadan, idare tarafından bir kısmı yüklenicinin kullanımına bedelsiz olarak verilecek bina, tesis, makine, teçhizat ve yeraltı galerileri ile yüklenicinin temin edeceği ilave makine, teçhizat, tesis ve personel ile bütün masraflar yükleniciye ait olmak üzere yeraltı işletme yöntemi ile kömür üretme işi" olarak tanımlandığı, bu kapsamda sahada mevcut bulunan şalt tesisleri, jeneratör, karo sahası, vantilatör tesisi, kompresör tesisi, tertip binası, işçi banyoları, lambahane, teshin merkezi, atölye, pres, kül tesisi, kriblaj tesisi, nefeslik vb. gibi tesislerle, Teknik Şartname'nin Ek-2 listesinde tanımlanan makine ve teçhizatın yüklenicinin kullanımına bedelsiz olarak bırakıldığı, Ek-12 olarak tanımlanan listede işin yapılacağı yeraltı maden ocağında idareye ait zincirli ve bant konveyörler bulunduğu görülmektedir. Teknik Şartname'de yüklenici tarafından yapılacak iş programının ve işletme projesinin davalı Türkiye Kömür İşletmeleri Kurumu Genel Müdürlüğü'ne sunulacağı, programın veya projenin yeterli bulunmaması halinde tespit edilen noksanlıkların idarece verilen süre içerisinde giderileceği, idarece onaylanan uygulama projesine yüklenicinin aynen uymak zorunda olduğu, uygulama projesinde ancak idarenin onayı ile revizyon yapılabileceği, sözleşmenin eki olan İdari Şartname'nin 7.3.2 maddesinde yüklenicinin çalıştıracağı işletme müdürü, proje mühendisi, vardiya daimi nezaretçisi, teknik nezaretçinin en az sayısı ve meslek kıdeminin davalı idare tarafından belirlendiği, Sözleşmenin eki olan Hizmet İşleri Genel Şartnamesi'nin 11. maddesinde ise, idarenin, uygunsuz davrandığı, görevlerini yerine getirmekte yetersiz olduğu kanısında olduğu veya işyerinde çalıştırılmasında sakınca gördüğü her kademe ve nitelikteki elemanların işbaşından ve işyerinden uzaklaştırılmasını isteyebileceği, yüklenicinin buna uymak zorunda olduğu kurallar getirilmiştir.


    Dosya kapsamından meydana gelen iş kazası dolayısı ile alınan bilirkişi kusur raporlarının tamamında ölen veya yaralanan sigortalılara kusur izafe edilmemiştir.


    Olay tarihinde yürürlükte bulunan 6331 Sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu'nun "İşverenin Genel Yükümlülüğü" kenar başlıklı 4. maddesine göre,

    "(1) İşveren, çalışanların işle ilgili sağlık ve güvenliğini sağlamakla yükümlü olup, bu çerçevede;


    a) Mesleki risklerin önlenmesi eğitim ve bilgi verilmesi dahil her türlü tedbirin alınması, organizasyonun yapılması, gerekli araç ve gereçlerin sağlanması, sağlık ve güvenlik tedbirlerinin değişen şartlara uygun hale getirilmesi ve mevcut durumun iyileştirilmesi için çalışmalar yapar.


    b) İşyerinde alınan iş sağlığı ve güvenliği tedbirlerine uyulup uyulmadığını izler, denetler ve uygunsuzlukların giderilmesini sağlar.


    c) Risk değerlendirmesi yapar ve yaptırır.


    ç) Çalışana görev verirken, çalışanın sağlık ve güvenlik yönünden işe uygunluğu göz önüne alır.


    d) Yeterli bilgi ve talimat verilenler dışındaki çalışanların hayati ve özel tehlike bulunan yerlere girmemesi için gerekli tedbirleri alır.


    (2) İşyeri dışındaki uzman kişi ve kuruluşlardan hizmet alınması, işverenin sorumluluklarını ortadan kaldırmaz.


    (3) Çalışanların iş sağlığı ve güvenliği alanındaki yükümlülükleri, işverenin sorumluluklarını etkilemez.


    (4) İşveren, iş sağlığı ve güvenliği tedbirlerinin maliyetini çalışanlara yansıtamaz."


    Aynı kanunun "Risklerden Korunma İlkeleri" kenar başlıklı 5. maddesine göre,


    "(1) İşverenin yükümlülüklerinin yerine getirilmesinde aşağıdaki ilkeler gözönünde bulundurulur.


    a) Risklerden kaçınmak.


    b) Kaçınılması mümkün olmayan riskleri analiz etmek.


    c) Risklerde kaynağında mücadele etmek.


    ç) İşin kişilere uygun hale getirilmesi için işyerlerinin tasarımı ile iş ekipmanı, çalışma şekli ve üretim metodlarının seçiminde özen göstermek, özellikle tekdüze çalışma ve üretim temposunun sağlık ve güvenliğe olumsuz etkilerini önlemek, önlenemiyor ise en aza indirmek.


    d) Teknik gelişmelere uyum sağlamak.


    e) Tehlikeli olanı tehlikesiz veya daha az tehlikeli olanla değiştirmek.


    f) Teknoloji, iş organizasyonu, çalışma şartları, sosyal ilişkiler ve çalışma ortamı ile ilgili faktörlerin etkilerini kapsayan tutarlı ve genel bir önleme politikası geliştirmek.


    g) Toplu korunma tedbirlerine, kişisel korunma tedbirlerine göre öncelik vermek.


    ğ) Çalışanlara uygun talimatlar vermek."


    Yine 6331 Sayılı Kanun, "Risk Değerlendirmesi; Kontrol, Ölçüm ve Araştırma" kenar başlıklı 10. maddesinde şu hüküm düzenlenmiştir.


    "(1) İşveren, iş sağlığı ve güvenliği yönünden risk değerlendirmesi yapmak veya yaptırmakla yükümlüdür. Risk değerlendirmesi yapılırken aşağıdaki hususlar dikkate alınır.


    a) Belirli risklerden etkilenecek çalışanların durumu,


    b) Kullanılacak iş ekipmanı ile kimyasal madde ve müstahzarların seçimi,


    c) İşyerinin tertip ve düzeni,


    ç) Genç, yaşlı, engelli, gebe veya emziren çalışanlar gibi özel politika gerektiren gruplar ile kadın çalışanların durumu,


    2) İşveren, yapılacak risk değerlendirmesi sonucu alınacak iş sağlığı ve güvenliği tedbirleri ile kullanılması gereken koruyucu donanım veya ekipmanı belirler.


    3) İşyerinde uygulanacak iş sağlığı ve güvenliği tedbirleri, çalışma şekilleri ve üretim yöntemleri, çalışanların sağlık ve güvenlik yönünden korunma düzeyini yükseltecek ve işyerinin idari yapılanmasının her kademesinde uygulanabilir nitelikte olmalıdır.


    4) İşveren, iş sağlığı ve güvenliği yönünden çalışma ortamına ve çalışanların bu ortamda maruz kaldığı risklerin belirlenmesine yönelik gerekli kontrol, ölçüm, inceleme ve araştırmaların yapılmasını sağlar."


    Görüldüğü üzere, işverenin çalışanlarla ilgili sağlık ve güvenliği sağlama yükümlülüğünün çerçevesi, 6331 Sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanununun 4. maddesinde çizilmiştir. Bu çerçevede işverenin, "Çalışanların işle ilgili sağlık ve güvenliğini sağlamakla yükümlü olduğu belirtildikten sonra, yapacağı ve uymakla yükümlü bulunacağı bir takım esaslara yer verilmiştir. Bunun gibi, 5. maddede de işverenin anılan yükümlülüklerle gerçekleştireceği koruma sırasında uyacağı ilkeler belirlenmiştir. 10. maddede ise işyerinde sağlık ve güvenlik sağlanırken, işverenin yapacağı risk değerlendirmesi çalışmasında dikkate almakla yükümlü bulunduğu hususlar belirlenmiştir (HGK. 09/10/2013 tarih, 2013/21-102 Esas, 2013/1456 Karar).


    Yukarıda yapılan bu açıklamalardan sonra 818 Sayılı Borçlar Kanununun (BK) 332. maddesinin karşılığı olarak çağdaş yaklaşımla düzenlenen 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanununun (TBK) 417. maddesinde; "İşveren, işyerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması için gerekli her türlü önlemi almak, araç ve gereçleri noksansız bulundurmak; işçiler de iş sağlığı ve güvenliği konusunda alınan her türlü önleme uymakla yükümlü" olacağı belirtilerek, İş Kanununun mülga 77/1. maddesiyle bütünlük sağlandığı gibi, aynı maddenin 3. fıkrasında; "İşverenin yukarıdaki hükümler dahil kanuna ve sözleşmeye aykırı davranışı nedeniyle işçinin ölümü, vücut bütünlüğünün zedelenmesi veya kişilik haklarının ihlaline bağlı zararların tazmini sözleşmeye aykırılıktan doğan sorumluluk hükümlerine tabi" olduğu hükme bağlanmak suretiyle, hizmet sözleşmesinden kaynaklanan sorumluluğun hukuki niteliği konusunda tartışmalar sona erdirilmiş, sözleşmeye aykırılıktan kaynaklanan ölüme ve vücut bütünlüğünün zedelenmesine veya kişilik haklarının ihlaline bağlı zararların tazmininde sözleşmelerden doğan sorumluluk hükümlerinin uygulanacağı öngörülmüştür.


    4857 Sayılı İş Kanununun mülga 77. ve devamı maddelerini yürürlükten kaldıran, 6331 Sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu 4. ve 5. maddeleri işverenin yükümlülüklerini, 19. madde de çalışanların yükümlülüklerini çağdaş anlayışıyla daha ayrıntılı ve somut olarak ortaya koymuş ve kusur sorumluluğunun sınırlarını kusursuz sorumluluğun sınırlarına yaklaştırmıştır.


    6331 Sayılı Kanunun 4. ve 5. maddeleri ile buna uygun olarak çıkarılan iş sağlığı ve güvenliği yönetmelikleri hükümlerini, işverenin sorumluluğunu objektifleştiren kriterler olarak değerlendirmek gerekmektedir. Bu sebeple mevzuatta yer alan iş kurallarına uyulmaması işverenin kusurlu davranışı olarak kabul edilmelidir. Ancak işveren, sadece anılan yazılı kurallara değil, yazılı olmayan ve teknolojinin gerekli kıldığı önlemlere aykırı davrandığında da kusurlu görülerek, oluşan zararı karşılamalıdır.


    Öte yandan objektifleştirilen kusur, kusur sorumluluğunu kusursuz sorumluluğa yaklaştırsa da, onu kusursuz sorumluluk haline dönüştüremez. Çünkü, bazı istisnalar dışında işverenin sorumluluğu için kusurun varlığı şarttır. Ancak Türk Borçlar Kanununun 417/2. maddesi, Anayasa ve 6331 Sayılı Kanun hükümleri, objektifleştirilmiş kusur sorumluluğu ilkesi gereğince işverenin sorumluluğunu oldukça genişletmiştir.


    İşvereni, zararlandırıcı olay nedeniyle sorumluluktan kurtaracak olan durum, eylem ile meydana gelen zarar arasındaki uygun illiyet bağının kesilmesidir. Kusursuz sorumlulukta olduğu gibi kusur sorumluluğunda da illiyet bağı; mücbir sebep, zarar görenin ve üçüncü kişinin ağır kusuru nedenleriyle kesilebilir. Uygun illiyet bağının kesildiğinin ispatı halinde, işverenin sorumluluğuna gidilmesi mümkün değildir (HGK, 20/03/2013 tarih, 2012/21-1121 Esas, 2013/386 Karar).


    Yargılamaya konu ihtilafın sağlıklı biçimde çözülmesi için, asıl işveren-alt işveren kavramlarının da açıklanmasında fayda bulunmaktadır.


    4857 Sayılı Kanunun 2. maddesine göre bir iş sözleşmesine dayanarak çalışan gerçek kişiye işçi, işçi çalıştıran gerçek veya tüzel kişiye yahut tüzel kişiliği olmayan kurum ve kuruluşlara işveren, işçi ile işveren arasında kurulan ilişkiye iş ilişkisi denir.


    İş Kanununun 2. maddesinin 7. fıkrasına göre bir işverenden, işyerinde yürüttüğü mal veya hizmet üretimine ilişkin yardımcı işlerinde veya asıl işin bir bölümünde işletmenin ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren işlerde iş alan ve bu iş için görevlendirdiği işçilerini sadece bu işyerinde aldığı işte çalıştıran diğer işveren ile iş aldığı işveren arasında kurulan ilişkiye asıl işveren-alt işveren ilişkisi denir. Bu ilişkide asıl işveren, alt işverenin işçilerine karşı o işyeri ile ilgili olarak bu Kanundan, iş sözleşmesinden veya alt işverenin taraf olduğu toplu iş sözleşmesinden doğan yükümlülüklerinden alt işveren ile birlikte sorumludur.


    4857 Sayılı Kanunun 2/7. maddesi ile işçilerin İş Kanunundan, sözleşmeden ve toplu iş sözleşmesinden doğan hakları koruma ve güvence altına alınmak istenmiştir. Aksi halde, 4857 Sayılı Kanundan kaynaklanan yükümlülüklerinden kurtulmak isteyen işverenlerin, işin bölüm veya eklentilerini muvazaalı bir biçimde başka kişilere vermek suretiyle yükümlülüklerinden kaçması mümkün olurdu.


    Asıl işveren ile alt işverenin birlikte sorumluluğu "müteselsil sorumluluktur". Asıl işveren, doğrudan bir hizmet sözleşmesi bulunmamakla birlikte İş Kanununun 2. maddesinin 6. fıkrası gereğince alt işverenin işçilerinin iş kazası veya meslek hastalığı nedeniyle uğrayacakları maddi ve manevi zarardan alt işveren ile birlikte müteselsilen sorumludur. Bu nedenle meslek hastalığına veya iş kazasına uğrayan alt işverenin işçisi veya ölümü halinde mirasçıları tazminat davasını müteselsil sorumlu olan asıl işveren ve alt işverene karşı birlikte açabilecekleri gibi, yalnızca asıl işverene veya alt işverene karşı da açabilirler.


    Öte yandan asıl işveren ile alt işveren arasında yapılan sözleşme ile iş kazası veya meslek hastalığına bağlı maddi ve manevi tazminat sorumluluğunun alt işverene ait olduğunun kararlaştırılması; bu sözleşmenin tarafı olmayan işçi veya mirasçıları bağlamaz.


    Somut olayda, üretim aşamalarında davalı Türkiye Kömür İşletmeleri Kurumu Genel Müdürlüğü tarafından bedelsiz olarak yükleniciye bırakılan makine ve teçhizatların da kullanılması, davalı Türkiye Kömür İşletmeleri Kurumu Genel Müdürlüğü'nün kendisine sunulan iş programını veya projeyi yeterli bulmaması halinde tespit edilen noksanlıkların davalı tarafından verilen süre içerisinde giderilmesi zorunluluğu, yüklenicinin çalıştıracağı işletme müdürü, proje mühendisi, vardiya daimi nezaretçisi, teknik nezaretçinin en az sayısı ve meslek kıdeminin davalı idare tarafından belirlenmesi, idarenin, uygunsuz davrandığı, görevlerini yerine getirmekte yetersiz olduğu kanısında olduğu veya işyerinde çalıştırılmasında sakınca gördüğü her kademe ve nitelikteki elemanların işbaşından ve işyerinden uzaklaştırılmasını isteyebilmesi gibi tespitler karşısında, anahtar teslimi olarak kabul edilemeyecek bir sözleşme ile kendisine olağan denetim sınırlarını aşacak şekilde yetkiler tanınmış olan davalı Türkiye Kömür İşletmeleri Kurumu Genel Müdürlüğü'nün 4857 Sayılı yasanın 2. maddesi gereğince asıl işveren, diğer davalı ... Kömür İşletmeleri AŞ.'nin ise alt işveren olarak kabul edilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.


    Bunun yanında, gerek mülga BK’nın 47. ve gerekse yürürlükteki 6098 Sayılı TBK’nın 56. maddesinde hakimin bir kimsenin bedensel bütünlüğünün zedelenmesi durumunda, olayın özelliklerini göz önünde tutarak, zarar görene veya ölenin yakınlarına manevi tazminat olarak uygun bir miktar paranın ödenmesine karar verebileceği öngörülmüştür. Hakimin manevi zarar adı ile zarar görene veya ölenin yakınlarına verilmesine karar vereceği para tutarı adalete uygun olmalıdır. Hükmedilecek bu para, zarara uğrayanda manevi huzuru doğurmayı gerçekleştirecek tazminata benzer bir fonksiyonu olan özgün bir nitelik taşır. Bir ceza olmadığı gibi, mamelek hukukuna ilişkin zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir. O halde, bu tazminatın sınırı onun amacına göre belirlenmelidir.


    Manevi tazminat davalarında, gelişmiş ülkelerde artık eski kalıplardan çıkılarak caydırıcılık unsuruna da ağırlık verilmektedir. Gelişen hukukta bu yaklaşım, kişilerin bedenine ve ruhuna karşı yöneltilen haksız eylemlerde veya taksirli davranışlarda tatmin duygusu yanında caydırıcılık uyandıran oranlarda manevi tazminat takdir edilmesi gereğini ortaya koymakta; kişi haklarının herşeyin önünde geldiğini önemle vurgulamaktadır.


    Bu ilkeler gözetildiğinde; aslolan insan yaşamıdır ve bu yaşamın yitirilmesinin yakınlarında açtığı derin ızdırabı hiçbir değerin telafi etmesi olanaklı değildir. Burada amaçlanan sadece bir nebze olsun rahatlama duygusu vermek; öte yandan da zarar veren yanı da dikkat ve özen göstermek konusunda etkileyecek bir yaptırımla, caydırıcı olabilmektir (HGK 23.6.2004, 13/291-370). .... ili ... ilçesinde bulunan ... yeraltı maden ocağında 13/05/2014 tarihinde meydana gelen yargılamaya konu iş kazasının 301 kişinin ölümüne ve 486 kişinin yaralanmasına yol açtığı, son yüzyılın en büyük iş kazalarından birisi olan bu iş kazasının yalnızca iş kazasına uğrayanlarda veya kazalıların yakınlarında değil toplumun tamamında derin bir üzüntü meydana getirdiği, bu kapsamda ... maden kazası gibi toplumu derinden etkileyen facialarda hüküm altına alınan manevi tazminat tutarları değerlendirilirken, manevi tazminatın caydırıcılık unsurunun öne çıkması gerektiği kabul edilmelidir.


    Sonuç:

    Yukarıda yapılan açıklamalar ışığında, dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle ölenin olayda hiç kusurunun bulunmadığının anlaşılıp iş kazasının meydana gelmesinde kusuru bulunanlar arasındaki kusur dağılımının ilerde kendi aralarında açılabilecek rücu davasında yeniden değerlendirilmesinin mümkün bulunmasına, temyiz kapsam ve nedenlerine göre, taraf vekillerinin yerinde görülmeyen bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun olan hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı temyiz harcının temyiz eden davalılara yükletilmesine, dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine, 18.04.2017 gününde oybirliği ile karar verildi.


     
    Sorgulayan Adam ve Gamze bu yazıya teşekkür etti.
  2. Kaan SAKA

    Kaan SAKA TÜİSAG Kurucusu Admin



    Seher hanım merhaba,
    İSG ile ilgili yargıtay kararlarını bizimle paylaştığınız için teşekkür ederiz.
    Bu kararların üyelerimize "iş kazalarında sorumluluklar" açısından bakışlarında çok faydalı olacağını düşünüyorum.
    İyi çalışmalar.
    Seher hanım merhaba,
    İSG ile ilgili yargıtay kararlarını bizimle paylaştığınız için teşekkür ederiz.
    Bu kararların üyelerimize "iş kazalarında sorumluluklar" açısından bakışlarında çok faydalı olacağını düşünüyorum.
    İyi çalışmalar.

     
  3. _kaanmert

    _kaanmert TÜİSAG Üyesi

    Özet: İSG uzmanı kahin değildir, mükemmel değildir, tanrısal güçleri yoktur. Hiçbir yönetmelikte de bunu yapmazsa sorumludur demez, dese de yanlış der.
    Mülk sahibi ve iş yeri sahibi işverendir. Çalışanı ve ailesinin maaş vererek, SGK yaparak, sosyal haklarını vererek yaşamlarını sürdürmesini sağlar. Çünkü işçi işverene ait bir yerde onun için çalışıyordur. Olası bir olumsuz durumda da işveren ve SGK karşılıklı olarak sorumludur. İşveren herşeyi yapmadıysa sorumlu kendisidir. İşveren her önlemi aldıysa ödediği SGK primi üzerinden işçiyi ve ailesini olumsuz kaza sonrası güvence altına alır.

    Milyon TL ler ne işçinin cebine girer nede İSG uzmanının. İşçiyi güvence altına almıyorsa neden SGK primi yatırıyor işveren. Özel sigorta yapsın değil mi. Saçmalık burada başlıyor zaten. Aynı aracımıza hem kasko hemde sigorta yaptığımız gibi. Kasko varken sigorta neden gerekli. Ben söyleyim soyuyorlar bizi.

    Maalesef bir iş kazası olduğunda SGK nedense işçiye sahip çıkmıyor İşverene sen öde tazminat ve diğer ödenekleri diyor. İşveren de ödemiyor. Karşılıklı bir çatışma ortamında işçi ve ailesi mağdur oluyor yıllarca. Mahkemeler yıllar sürüyor. Olan da en sonunda İSG uzmanına oluyor. Gerçek bu. İşini bilen bilirkişiler raporunda ya işvereni suçlar yada SGK ya atar topu. Savcılar zaten bilirkişi raporuna göre hareket ediyor. Lütfen bilirkişiler artık bi devrim yapıp doğru rapor yazsın. Ama yıl olmuş 2017 ve hala kendi meslektaşını korumayan ve sadece meslektaşını suçlayan rapor yazan bilirkişiler olduktan sonra bu tartışmalar hiç bitmeyecek.
    ÖZLÜ SÖZ:
    BİLMEDİĞİN İŞİ YAPMA OCAKLARI SÖNDÜRME. BİR GÜN GELİR SENİN DE OCAĞIN SÖNER.

       

     
Yüklüyor...

Sayfayı Paylaş



Yandex.Metrica