Soru : Destekten Yoksun Kalma Tazminatı Nedir ?

Kaan SAKA

TÜİSAG Kurucusu
Admin
Katılım
17 Ara 2010
Mesajlar
3,012
Tepki puanı
3,475
Medeni hal
Evli
Meslek
Uzman (B)
DESTEKTEN YOKSUN KALMA TAZMİNATI

Prof. Dr. Kemal Tabir GÜRSOY
I — GENEL OLARAK :
1) Tazminatın Niteliği: Bir insanın ölümü hukukî anlamda
bir zarar olmamakla beraber, bu yüzden yine de bazı zararlar meydana
gelmiş olabilir. İşte BK. 45/11'nin öngörmüş olduğu hal,
ölüm sonucu vukua gelen bir kısım zararların tazminini hükme
bağlamaktadır. Bu hükme göre, ölenin yardımından faydalananlar,
bu yüzden yoksun kaldıkları faydayı, tazminat olarak, sorumludan
isteyebilirler. Buna «destekten yoksun (muinden mahrum) kalma
tazminatı» denir. Yargıtayımızın ifadesiyle, destekten yoksun kalma
davası ile, davacı miras bırakanların (ölenin) doğmuş bir
dava hakkını değil, kendilerine yardım eden kimsenin gelirinden
ve yardımından yoksun kalmaları sebebiyle muhakkak olan, fakat
halele uğratılan menfaatleri oranında uğradıkları zararın giderilmesi
istenir (4.HD. 14.10.1963, K. 9019, Çenberci, s. 807). Haksız bir
eylemden yalnız ondan doğrudan doğruya zarar görenler tazminat
isteyebilecekleri halde, kanun iki halde bu kuralın istisnasını hükme
bağlamıştır: Bunlardan birincisi, yakınların ölümü halinde duyulan
üzüntü-acı için manevî tazminat isteme (BK. 47), diğeri de bu
incelemenin konusunu teşkil eden ve yardımcıdan yoksun kalanların
isteyebilecekleri maddî tazminat (BK. 45/11) halidir. Bu nedenle,
maddî tazminata ilişkin kurallar, bu tür tazminat hakkında da uygulanır.
Şu kadar ki, BK 45/II hükmü, maddî tazminata ilişkin
kurallara nazaran özel nitelikte olduğundan diğerlerine nazaran
tercihen uygulanacaktır (von Tuhr, § 48 I. s. 383). Özellikle zamanaşımı,
normal halden farklı olarak, destekten yoksun kalanın, desteğin
ölümünü öğrendiği tarihten itibaren işlemeye başlıyacaktır.
Binnetice, ölümün olay gününden daha sonra vukua gelmiş olması
halinde BK. 60'm öngördüğü süreler, olay tarihinden itibaren değil,
ölüm tarihinden itibaren işlemeğe başlayacaktır. Ölümün daha
sonra vukua gelmiş olması halinde nedensellik bağının mevcudiyeti
kaydiyle, bu dava on sene içerisinde açılabilir (Oftinger, §.
IV s. 202; von Tuhr/Siegwart, §. 48, I. s. 372; Tekinay, Ölümün değil
zararın öğrenildiği tarihi esas almaktadır, s. 120). Trafik kazala144
Prof. Dr. Kemal Tahir GÜRSOY
larından doğan tazminat dâvalarında ise, dâva zamanaşımı iki
yıldır (6085 sayılı Kanun m. 50/VI).
Kanun, adam ölmesi halinde cismanî zararlarda olduğu gibi
(BK. 46/11) hâkime kararını bir süre sonra yeniden gözden geçirme
hakkını mahfuz tutma imkânını vermemiştir. Halbuki burada
da hâkime bu imkân verilmeli idi. Zira özellikle gelir şeklindeki
tazminatlarda ilerdeki gelişmeler bunu ekseriya gerekli kılmaktadır.
Bu nedenle açık bir hüküm bulunmamasına rağmen, gelir şeklindeki
tazminatlarda, özellikle kadın lehine hükmedilen bu tür
tazminatlarda, hâkime iki sene sonra tekrar kararını tadil etmek
imkânı tanınmalıdır (Oftinger, §. 6 IV s. 220; aksi görüş : Tekinay,
s. 217).
2) Kaynaklar ve müessesenin uygulama alanı: Evvelâ BK.
45/II ancak bazı kimselere tazminat hakkı tanımaktadır. O halde
BK'nun uygulama alanına giren her olay hakkında bu hüküm tatbik
edilir. Sorumluluğun sebep veya kusur sorumluluğu olmasının
önemi yoktur. Bununla birlikte herhangi bir sebeple sorumluluk
kısmen veya tamamen söz konusu değilse, destekten yoksun kalma
tazminatı da istenilemez; örneğin-hukuka aykırılığın mevcut
olmadığı hallerde (BK. 52) durum böyledir. Özel kanunların (örneğin
Trafik Kanunun) öngördüğü sorumluluk hallerinde de bu
hüküm uygulanır. Bunun dışında destekten yoksun kalma tazminatını
öngören diğer özel hükümler de vardır : 6763 sayılı Kanunla
değiştirilen BK. 332'ye eklenen ikinci fıkra, Ticaret Kanununun taşıma
akdine ilişkin 806. maddesi, deniz yolcusu taşımaya ilişkin
TK. 1130 hükümlerini burada saymak mümkündür. Bununla beraber,
iş kazasında vukua gelen ölüm dolayısiyle, ölenin eş ve çocuklarına
verilecek tazminat hakkında özel bir hüküm, 506 sayılı Kanunun
23. maddesi hükümleri uygulanır. Bu tür zararlarda BK.
45/II'nir> uygulanması ancak Kurumca karşılanmayan zararlar
hakkında ve sorumluya karşı uygulanır.
Halli gerekli olan diğer bir sorun, akitten doğan sorumluluk
hallerinde de destekten yoksun kalma tazminatının istenip istenemeyeceğidir.
Tereddüdü gerektiren husus, destekten yoksun kalan
kimsenin akdî ilişkiye tamamiyle yabancı olmasıdır. Bununla birlikte,
ölümü sonuçlandıran olayın haksız bir fiil olması kaydiyle,
akden sorumlu olandan da destekten yoksun kalma tazminatı istenebilir.
Ölen ile sorumlu arasında akdî bir ilişki mevcut ise BK.
98/111 gereğince, 45/11 hükmü bu akdî ilişkiye uygulanacaktır
(Oftinger, § 6 IV s. 201; vdn Tuhr/Siegwart, §. 68 not 101; T eDESTEKTEN
YOKSUN KALMA TAZMİNATI 145
kinay, s. 86). Esasen kanun hizmet ve taşıma akitlerinde (TK.
806, 1130; BK. 332/11) bu hususu açıkça öngörmektedir. Kaza sırasında
ölen dalgıç ile aşçının yardımından yoksun kalanlar hakkında
Yargıtay BK. 98'e dayanmak suretiyle BK. 45/II'yi uygulamıştır
(HGK. 7.12.1966, 818/311, Karahasan, s. 483).
Vekâletsiz iş görme de BK. 45/II'nin uygulanmasına imkân verebilir
(Tekinay, s. 91). Şuuruna sahip olamayacak kadar sarhoş
olan bir kimsenin yapılan ameliyat sırasında ölmesi halinde, ameliyatı
yapan operatörü Federal Mahkeme BK. 45/11 gereğince destekten
yoksun kalma tazminatına mahkûm eylemiştir (BGE 64 II
200). Ancak bu takdirde BK. 411'in şartları mevcut olmalıdır (Tekinay,
s. 92).
3) Tazminatın niteliği: Evvelemirde bu, maddî bir tazminattır.
Bununla, dolayısıyla de olsa bir üçüncü kişinin ölüm yüzünden
uğradığı maddî bir zararın giderilmesi söz konusudur. Bu nedenle
talep hakkı, hak sahibi için malî bir değer arzeder ve başkasına
kabili temliktir. Hükme bağlanmış olup, tahsilden önce yoksun
kalanın ölmesi halinde, ölümün erkenliği nispetinde, borçluya ödemeden
kaçınma imkânı verilmesi yolundaki Tekinay'm (s. 79) görüşüne
katılırız. Sorumlunun dâva esnasında ölmesi halinde, dâva,
ölenin mirasçıları aleyhine takip olunur. Bununla beraber, zarar,
yine de yoksun kalanın şahsında hesaplanır. BK. 45/II'nin aksini
öngörmemiş olduğu hallerde, zararın hesaplanmasına ve hâkimin
takdir hakkına ilişkin genel prensipler burada da uygulanır.
Yoksun kalma tazminatını isteme hakkı, miras yoluyla ölenin
mirasçılarına intikal edebilen bir hak değildir. Yani bu tür bir tazminatı
isteme hakkının ölenle veya onun terekesiyle hiç ilgisi yoktur
(4 HD. 14.10.1963, 15237/9018, Karahasan, s. 414, 4 HD. 27.6.1968,
5516, Karahasan, s. 481, 4. HD. 12.12.1957, 7163/7371, Karahasan,
s. 490). Bunun neticesi olarak ölen, daha sağ iken veya ölüme bağlı
tasarruf yoluyla mirasçılarını bu tür bir haktan mahrum edemez.
Keza bu tür bir tazminattan mirasçıların daha önceden feragat etmeleri
de mümkün değildir. Bununla birlikte, ölenin sağ iken sorumludan
yüksek bir tazminat almış ve ölümün tahminden çok evvel
vuku bulmuş olması halinde, bazı ciddi sorunlar söz konusu
olabilir. Bu gibi durumlara, ölenin mirasçıları aleyhine ve sorumlu
lehine, bir sebepsiz zenginleşme dâvası açma hakkının tanınması,
hakkaniyete uygun düşer (Tekinay, s. 67-72).
Kanun yoksun kalma tazminatını istemeyi sadece fiilî bir vakıaya,
ölenin yoksun kalana fiilen bakması veya ona ileride bak146
Prof. Dr. Kemal Tahir GÜRSOY
ması ihtimaline dayandırmaktadır. Tazminat alacaklısının ölenin
mirsçısı olup olmamasının önemi yoktur. Bu nedenle ölenin mirasçısı
olmayan veya mirası reddetmiş olan bir kimse de bu tür bir
tazminatı isteyebilir. Ancak şahsında bir mirastan mahrumiyet sebebi
bulunan kimsenin bu tür bir tazminat isteyememesi ve MK.
520'nin burada kıyas yoluyla uygulanması hakkaniyete uygun olur
(Tekinay, s. 67). Bununla birlikte iskatı gerektiren hallerde de bu
çözüm tarzını kabul biraz aşırı gitmek olur (aksi görüş : Tekinay,
s. 67).
Yoksun kalma tazminatı, hükme bağlanmış olsun veya olmasın,
kabili haciz değildir. İflâs halinde müflisin masasına dahil olmaz
(ÎÎK. 82, 211). Bununla birlikte, Federal Mahkeme yoksun kalma
tazminatı ile sigorta şirketinin ödeyeceği tazminatı yeniden tetkik
ederek yoksun kalanın muhtaç olduğu miktardan fazla kalanının
kabili haciz olmasına karar vermiştir (JdT. 1962 II 89). Cenaze
masraflarıyla, ölümden evvel çalışamamadan doğan zararlar karşılığı
olan tazminat kabili hacizdir (Oftinger, §. 6 IV s. 223; Kuru,
Haczi Caiz Olmayan Şeyler, AHFD. 1962, XIX s. 303, BGE 37 I 351,
50 I 99). Yoksun kalanın muhtaç olduğu ve bu nedenle kabili haciz
olmayan kısım icra memuru tarafından takdir olunur (tlK. 89).
II — DESTEK (BAKAN) :
1) Kavram: Desteklenen (yardım gören) kimsenin BK. 45
gereğince tazminat isteme hakkının doğabilmesi için, destek sayılan
kimsenin ya fiilen ilgiliye bir yardımda bulunması, bakması veya
ileride böyle bir yardım veya bakma ihtimalinin ciddi olarak
muhtemel olması lâzım ve yeterlidir. Fiilen yapılan yardım ve bakımlarda
bunun destek sayılan kimsenin kanunî veya akdî bir mükellefiyet
icabı yapmış olmasının veya böyle bir mükellefiyet olmadan
yapılmış bulunmasının önemi yoktur. Ayrıca bakılan kimsenin,
bakanın hısım veya akrabası olması da şart değildir (HGK.
27.9.1967, 1262/410, Olgaç, s. 332 N. 22). Ortada hiçbir yükümlülük
olmadan herhangi bir düşünceyle yapılan bir yardım veya bakım
yeterlidir. Fiilen bakma şartının mevcut olması kaydiyle uzak bir
akraba veya bir dost hatta bir hizmetçi bakılan kimse vasfında olabilir.
Nitekim Yargıtay, öleni 3 yaşından beri büyüten ve onun yardımından
fiilen yararlanan üvey anneye yoksun kalma" tazminatını
isteme hakkı tanımıştır (9. HD. 19.3.1970, K. 2678, Çenberci, s. 811
dn. 178). Ayrıca, bakılanın kanun veya ölüme bağlı bir tasarruf
icabı ölenin muhtemel mirasçısı olması da şart değildir. Mühim
olan desteğin bakılan kimsenin yaşama şartlarım devamlı ve az
...mil-«I». [< I i • l-M 1--I* Iİ4MMİM--*» tHJHsÜİ. - >'i|... I ».^HM I I I-İ-MMUM-:' 1.'HHIBI.;I i
DESTEKTEN YOKSUN KALMA TAZMİNATI 147
çok düzenli bir surette karşılanmasıdır. BK. 45/II'de kullanılan
«yardım» deyiminin bu suretle anlaşılması gereklidir.
Bir kimseye kanun hükmü veya akdî bir mükellefiyet icabı ileride
bakması çok muhtemel olanlar da destek sayılırlar (4. HD.
20.6.1967, 53335/3746, Karahasan, s. 486, 4. HD. 10.2.1966 2570/1593,
Olgaç, (1969), s. 323 N. 6, 4 HD. 18.2.1967, 11870/1389, Karahasan,
s. 488). Doktrin bu tür desteklere «farazi destek» adım vermektedir.
Bundan maksat, ölenin ölmemiş olması halinde davacıya bakma
hususunda kanunî bir yükümlülük altında bulunmasıdır. Ölüm
zamanında ölenin fiilen bakmakta olduğu kimselerin tazminat isteme
hakları her halde mevcut iken, ileride onun tarafından bakılması
çok muhtemel olan kimselerin bu tür bir tazminat istiyebilmeleri
için, ölenin kanun veya akit gereğince buna mecbur olması
ve bunun ispatlanması gereklidir. (4. HD. 10.7.1957, 4173/5580,
K. Reisoğlu, s. 171; 4. HD. 11.12.1967, 1961, Karahasan, s. 498; 4 HD.
20.6.1967, 5335/3746, Karahasan, s. 486,9 HD. 30.12.1968, 11176/
11984, Karahasan, s. 486). Farazi desteğin (ölenin) bu tür bir borcu
mevcut değilse, davacının yoksun kalma tazminatı isteme hakkı
yoktur.
2) Yardım veya bakımın özelliği: Yardımın düzenli olması
ve bunun da bakılan kimsenin normal yaşama imkânlarım sağlama
maksadıyla yapılmakta bulunması gereklidir. Eğer, yardım,
bakılanın hayatını idame ettirmesi, geçimi maksadıyla değil
de bir başka maksatla, meselâ ona borçlarını ödeme veya meslekî
veya ilmî araştırma maksadıyla yapılmışsa, devamlı da olsalar bu
anlamda bir yardım sayılmazlar (Tekinay, s. 19). Yapılmış olan yardımın
nedeni (saiki) önemli değildir. Bu, merhamet veya dinî nedenlerle
olabileceği gibi, sosyal bir itibar kazanmak amacıyla da yapılmış
olabilir. Saik sadece yardımın devamlılığını tayin bakımından
önemlidir. Bununla birlikte saikin ahlâka aykırı (BK. 19, 20)
olmaması lâzımdır.
Bakım veya yardımın devamlı veya düzenli olması gereklidir.
Düğün, doğum hediyeleri gibi gelişigüzel ve teamül icabı yapılan
hediyeler bu nitelikte değildirler. Zira bunlarda devamlılık unsuru
yoktur. BK. 45/II'nin tazminini arzu ettiği husus, davacının muhtaç
olduğu bir dayanağı kaybetmiş olmadan doğan zararın telâ-
Ksidir; keyfî ve ne zaman vukubulacağı belli olmayan bir yardımda
dayanak olma unsuru yoktur. Bununla beraber, yardımın her
gün ve her ay yapılması şart değildir. Ölen kimsenin her yıl bir
defada da olsa, tahsil, pansiyon masraflarını ödemesi yeterlidir.
148 Prof. Dr. Kemal Tahir GÜRSOY
Önemli olan diğer bir unsur da ölümün vuku bulmamış olması
halinde yapılmakta olan yardımın ilerde de bu surette devam edeceğinin
çok muhtemel gözükmesidir. Nihayet yapılan yardımın,
yardım gören için zorunlu olması onun hayatının idamesi için
gerekli bulunmasıdır. Ölenin yegâne bakıcı olması da şart değildir.
Aynı şahsa bakan başka kimseler de mevcut olabilir (BGE 53 II 52,
II 57). Bakım toptan veya fasılalarla para verme, kendi evinde
barındırma, devamlı olarak elbise veya tedavi masrafları verme,
ona bir hizmet edasında bulunma şeklinde de olabilir. Babasının
veya kardeşinin işinde çalışan çocuğun ölümü halinde, baba veya
kardeş, bu tür bir yardımdan yoksun kalmış olur. Evli kadın ev
Hizmetlerinden veya kocasının atölyesinde gördüğü işlerden dolayı
koca için bir destek sayılabilir..
Farazi destek halinde durum fiilî destek halindekinden farklı
faktörlere tabidir. Farazî destek ölmemiş olsaydı, hayatın normal
seyrine ve tecrübelere göre davacıya bakması, yardım etmesi ihtimali
olan kimsedir (BGE 58 II 37, 217).
Bittabi burada yüzde yüz bir destek olma söz konusu olamaz.
Bu nedenle farazî destek sıfatının kabulünde, fiilî destek olmaya
nazaran daha titiz davranmak ve bu tür desteğin çevresini daha
dar tutmak gereklidir; zira, bu tahminlerin ileride gerçekleşmemesi
ihtimalini de gözönünde tutmak lâzımdır; örneğin bir kazada
ölen beş yaşındaki bir çocuk anne ve babası için farazi bir destekdir
(BGE 54 II 17, 58 II 38, 62 II 59, 79 II 355; TD, 13.10.1965,
1792/2927, Karahaasn, s. 488; 4 HD. 9.3.1967, 1147/2171, Olgaç
(1969), s. 324, N. 9).
Bir çocuğun yaşaması, birgün ana ve babasına yardım edecek
malî güce sahip olması ve nihayet fiilen bu işi yapıp yapmaması
sayısız faktörlere bağlıdır. Bu nedenle farazi bir destek halinin
kabulü için, yardım edecek olan çocuğun olduğu kadar ondan yardım
görecek olan ana ve babanın da ilerdeki malî durumlarının ne
olacağını gözönünde tutmak gereklidir (BGE 58 II 37, 217, 72 II
197, 4. HD. 13.3.1967, 15522/2244, Olgaç, (1969), s. 322 N. 4) Ana
veya babanın ileride muhtaç duruma düşecekleri umulmuyorsa
veya sadece kısmî bir muhtaç olma durumu söz konusu ise veya
ölen çocuğun şu veya bu sebeple, örneğin malûl olması nedeniyle
bir kazanç sağlaması muhtemel değilse (4. HD. 20.6.1967
5335/5746, Karahasan, s. 486) talep hale göre kısmen kabul veya
reddolunmalıdır. Muhtemel (farazi) destek sıfatının kabulü hususunda
içtihatlar hayli çekingen gözükmektedirler (BGE 58 II 217,
DESTEKTEN YOKSUN KALMA TAZMİNATI 149
62 II 58, HGK 16.10.1968 1143/692, Karahasan, s. 497, 4, HD.
10.2.1966 3570/1593, Olgaç, (1969), s. 323 N. 6).
III — MÜŞAHHAS DESTEK HALLERÎ:
1) Anne ve Baba : MK. 152 gereğince baba evlilik birliğinin
reisi sıfatiyle çocuklarına bakmakla yükümlüdür; ayrıca MK. 315
gereğince de muhtaç füruuna karşı nafaka yükümlülüğü altındadır.
O halde, henüz reşit olmayan veya muhtaç çocuklan için ana ve
baba zorunlu bir destektirler (4. HD. 23.2.1967 5799/13, Olgaç,
(1969) s. 326 N. 13, 4. HD. 9.3.1967 1147/2171, Olgaç, (1969), s. 324,
N. 9, 4 HD. 7.10.1957 4173/5880, Olgaç, N. 683). Edinilmiş evlât (evlâtlık)
hakkında da durum aynıdır. Çocuğun sahih veya gayrisahih
nesepli olmasının veya evlilik dışı doğmuş çocuk lehine babanın
sadece maddî yardımda bulunmağa mahkûm edilmesinin önemi
yoktur (4. HD. 17.10.1957 4173/5580, Olgaç, N. 683). Nesebin özel
kanunlarla ve idarî yoldan düzeltilmiş olmasının da önemi yoktur
Baba ile hiç bir hukukî ilişkisi olmayan çocuğun —tabii çocuğun—
babadan nafaka isteyebilmesi, ölüm anında babanın ona fiilen bakmakta
olması şartına bağlıdır (4. HD. 7.10.1957, 4173/5580, Olgaç,
N. 683).
2) Çocuklar: Çocukların ana ve babalarına karşı bir nafaka
yükümlülükleri vardır (MK. 315). O halde çocukların ölümü ile ana
ve babanın bir desteği kaybettiği kolayca kabul olunabilir. Nesep
işinin gayri sahih veya sadece tabiî bir bağdan ibaret olmasının
önemi yoktur; ölüm anında fiilî bakma şartı da gerekli değildir;
ileride bu ihtimalin mevcudiyeti yeterlidir. Ayrıca çocuğun küçük
olması veya onun şimdilik herhangi bir kazanç veya mesleğinin
olmaması dâvanın kabulüne engel olmaz (TD. 13.10.1965, 1792/2927,
Karahasan, s. 488, 9 HD. 30.12.1968, 11176/11984, Karahasan, s.
486, 9 HD. 16.10.1968, 1143/692, Karahasan s. 496). Çocukların işlerin
normal seyrine göre ileride bir kazanç sağlamalarının ve ana
babasına bakmasının beklenilebilir olması kâfidir. Gerek Federal
Mahkeme gerekse Yargıtay henüz 4-5 yaşındaki bir çocuğun destek
olabileceğini kabul etmektedir (BGE 31II 88, 35 II 285 427, 54 II
17, 58 II 38, 62 II 355, 4 HD .10.2.1966, 3570/1593, Olgaç, (1969), s.
323, N. 6; 4. HD. 11.12.1967, 9961, Karahasan, s. 498; TD. 21.11.1965,
3002/1914, Karahasan, s. 489). Buna karşılık Yargıtay iki yaşındaki
bir çocuğun destek olarak kabulü için hâkimin titiz olması gerektiğine
işaret etmiştir (HGK 16.10.1968, 1143/692, KarahasOn, s. 497).
Ölen evlâdın ana-baba için destek olacağı kabul olunur. Bununla
150 Prof. Dr. Kemal Tahir GÜRSOY
beraber, bu, tek başına yeterli değildir. Ayrıca ana-babanın ileride
desteğe muhtaç oldukları veya olacaklarının ispatı gerekir (9. HD.
30.12.1968, K. 11984, Çenberci, s. 815, dn.-186). Örneğin işine devam
eden ve kazancıyla evini geçindiren babanın, yetişmiş kızının ölümü
sebebiyle, yoksun kalma tazminatı isteyebilmesi için, ileride bakıma
muhtaç, ölenin de bakım gücüne sahip olacaklarının ispatı gerekir
(4. HD. 20.6.1967, K. 5335, ABD. (1967). s. 834).
3) Karı-Koca : Evliliğin devamı sırasında karı kocanın birbirlerine
bakma yükümlülükleri vardır (MK. 152, 192). Özellikle
koca karısının desteğidir; boşanma halinde de bu mümkündür
(MK. 144, 150/5). Ancak bunlar arasında resmî evliliğin mevcut
olması şarttır (4 HD. 26.3.1942, 1362/907, Olgaç (1969), s. 331 N.
18, 4. HD. 2.11.1957 5819/6595, Olgaç, (1969), s. 325. N. 11, 4, HD.
31.1.1951, 99/775 Emsal K. s. 34, 4. HD. 2.7.1962, 4762/7161,
Karahasan, s. 495, 4. HD. 20.6.1966, 10049/6963, Karahasan, s. 494;
4. HD. 3.10.1966, 8581/4939, Karahasan, s. 493).
Karı da kocası için destek sayılabilir; zira o da münasip şekilde
evin masraflarına katılmak zorundadır (MK. 190). Ayrıca ev
hizmetleri gören veya kocasının iş yerinde çalışan bir kadın, onu
kaybeden koca için bir destektir (BGE 53 II 125, 4. HD. 9.11.1957,
6706/6709, Olgaç (1969) s. 332 N. 21, 4 HD. 3.11.1966, 8581/4939,
Karahasan, s. 493). Hatta kadın ilerisi için de farazî bir destektir.
O halde şimdi değilse bile ileride koca, karısının yardımına muhtaç
olabilir (BGE 53 II 124). Özellikle kadının erkeğe nazaran daha
genç olması halinde bu ihtimal daha da fazladır. Hastalık veya
yaşlılık nedeniyle kazanma imkânını kısmen veya tamamen kaybetmiş
olan kocanın yerini ileride kadının doldurması mümkündür
(BGE 57 II 183). Özellikle çalışan, kazanç sağlıyan bir kadının
koca için bir destek olduğu kolayca kabul edilir (BGE 35 II 346).
Aralarında evlilik münasebiti mevcut olmayan fakat karı koca gibi
yaşayan ve bu fırsatla erkeğe fiilen hizmet eden kadının da nikâhsız
yaşadığı koca için destek olduğu kanunun takip ettiği gayeye
aykırı olmasa gerektir (4 HD. 5.1.1967, 1032/128, Karahasan, s. 127,
4, HD. 5.1.1966, 10932/55, Dördüncü Hukuk Dairesi Kararları,
1966-1968, s. 127).
4) Kardeşler: Kardeşler de birbirlerine karşı nafaka yükümlülüğü
altındadırlar (MK. 315). Bazan fiilen böyle bir yardım hali
mevcut olur. Fiilî yardım birlikte yaşama veya belli bir fayda
sağlama şeklinde olabilir. Bununla beraber ölen bir kardeşin farazi
destek sayılabilmesi için, yoksun kalacak kardeşin, onun ölümünde
doğmuş veya hiç değilse cenin halinde olması gereklidir.
<». ı ı .i#t*w*t:.ı;titildi •• 't i' ı »• -ı ı ı • t. ifWmm*-->-«fmt
DESTEKTEN YOKSUN KALMA TAZMİNATI 151
Bu nedenle Yargıtay haklı olarak, desteğin ölümünden iki sene
sonra doğmuş bulunan bir kardeş için yoksun kalma tazminatı
talebini reddetmiştir (9. HD. 18.11.1965, K. 9329, Çenberci, s. 811,
dn. 177). Yardım gören yardım edenin ölümü halinde BK. 315
gereğince (4. HD. 9.1.1957 4590/112 Emsal K. s. 34) ölen kimsenin
farazi bir destek olması şartiyle bu mümkündür (HGK. 26.10.1960,
256/257, Karahasan, s. 503). Ölenin küçük veya henüz bir kazanca
sahip olmaması kural olarak talebin reddi için yeterli değildir.
İleride kazanma ihtimalinin varlığı yeterlidir. Bununla birlikte
küçük yaştaki bir çocuğun bir kardeş için destek olma vasfı kolayca
kabul olunmamahdır (4. HD. 9.1.1957, 4590/112 Emsal K.
s. 50)
5) Nişanlılar: BK. 45 hükmü nişanlılar lehine de destekten
yoksun kalma tazminatının kabulüne müsaittir; zira birbirleriyle
evlenmeye kararlı olan kimselerden birisinin ölümü, müstakbel karı
veya kocanın kaybedilmesi demektir (TD. 21.11.1965, 1914/3002,
Karahasan, s. 489). Ancak, bunun için diğer şartların da varlığı
gereklidir : Ortada teamüle uygun bir nişanlanmanın mevcudiyeti
şart değildir. İlgililerin samimi olarak birbirleriyle evlenme kararında
bulunmaları lâzım ve kâfidir, bittabi bu durumun ayrıca ispat
olunması gerekir. Genç ve ciddi kimselerin uzun süren arkadaşlıkları
aralarında bir evlenme vaadinin varlığını kabul için karine
teşkil edebilir (BGE 57 II 56). Bittabi dâvâlının mevcut ve
mefruz nişanlılığının evlenme ile sonuçlanamayacağmı ispata hak
ki vardır. Federal Mahkeme ilk evlilikten doğan çocukların ikinci
evlenmeye muvafakat etmemelerini ciddi bir engel saymakla beraber,
kadın lehine tazminat talebini kabul etmiştir (BGE 44 II 68).
Ölen nişanlının nişanı bozmasını gerektiren bir durumun (örneğin,
başkasıyla münasebet) ispatı talebin reddi için yeterlidir (Tekinay,
s. 37). Ölen nişanlı kadın ise, kural olarak erkek nişanlı da tazminat
isteyebilir. Ancak kadının evlilik birliğine yardımının tali oluşunu
ve mahalli icapları göz önünde tutmak suretiyle hâkim daha
müşkülpesent davranmalıdır.
6) Nikâhsız birlikte yaşama halleri: Resmî bir evlilik münasebeti
mevcut olmadığı halde ölen erkekle yaşayan kadının yoksun
kalma tazminatı isteyebilmesi her zaman kabul edilemez. Bunun
için ilk şart ölen erkekle tazminat isteyen kadın arasında devamlı
—karı koca gibi— bir hayat birliğinin mevcut ve bu düzenin ileride
de devam edeceğinin duruma göre beklenebilir olması gereklidir
(4. HD. 5.1.1967, 10932/128, Karahasan, s. 489), geçici olarak
birlikte yaşama yeterli değildir. Bundan başka bu birlikte yaşama152
Prof. Dr. Kemal Tahir GÜRSOY
da o müşahhas olayda muhite göre ahlâka aykırı bir nitelik görülmemelidir.
Resmî bir nikâh olmadan karı koca gibi yaşayanların
bu hayat tarzlarının her zaman ahlâka aykırı düşeceği söylenemez.
Cinsi yakınlığın bir ücret karşılığı olduğu hallerde durumun ahlâka
aykırı olduğu kabul olunmalıdır (Tekinay, s. 42). Bu tür birleşmelerin
bizim için büyük önemi vardır. Memleketimizde özellikle
köylerde «imam nikâhı» adı altında görülen fiilî birleşmelerin miktarı
hayli yüksek olduğu gibi, çevrenin bu tür birleşmelere gayrı
ahlâkî nazarla baktığı da her zaman söylenemez; üstelik bu tür
birleşmelerin sık sık kanun yoluyla meşrulaştırıldığı ve doğan çocukların
neseplerinin düzeltilmesi cihetine gidildiği bir gerçektir.
Bu nedenle özellikle köylerde kan koca gibi yaşama hallerinde kadın
lehine BK. 45 gereğince yoksun kalma tazminatı tanımak uygun
olur (N. Bilge, Ad. Der. 1944, s. 691, Tekinay, s. 42, Saymen-Elbir,
s. 473, Tandoğan, § 18 V s. 303). Yargıtay müteaddit kararlarında,
ölenin sağlığında, yardımda bulunması ve birlikte yaşamaları
kaydiyle eşe (kadına) yoksun kalma tazminatı talep etme hakkını
tanımıştır (9. HD. 14.10.1969, K. 9850, 9. HD. 3.3.1970, K. 1911,
Çenberci, s. 811; TD. 21.10.1965, K. 3002, ABD, 1966, s. 119; 4. HD.
5. 1.1967, K. 10932/55, Karabasan, s. 489).
7) Ölünceye kadar bakma borçlusu: Bir akit gereğince ölünceye
kadar bakma borcu altında olanın ölümü bakılana yoksun
kalma tazminatının verilmesini gerektirmez. Zira BK. 45/II'nin
gayesi ailevi münasebetlerin icabı olan bir durumu hükme bağlamaktadır.
Diğer taraftan bir akit gereğince bakım alacaklısı olan,
bakım borçlusuna mukabil bir edada bulunmaktadır. Bakım borçlusunun
ölümü hali için —buna bir üçüncü şahıs da sebep olmuş
bulunsa— kanun özel hüküm ihtiva eder ve bundan bakım borçlusunun
mirasçıları sorumlu olurlar (BK. 518) (BK. 518) (Kenan
Tunçomağ, Ölünceye Kadar Bakma Akdi, İstanbul 1959, s. 171).
IV — DÂVADA TARAFLAR :
1) Davacı: Önceki açıklamalardan da anlaşılacağı gibi bir
kimsenin ölümü sonucu yaşama düzeni bozulan, bu suretle ölenin
yardımından fiilen yoksun kalan kimse ile ölüm olayı meydana
gelmemiş olsaydı, hayat tecrübelerine ve işlerin normal gidişine
göre ölenin kendisine yardım edeceği muhtemel gözüken kimseler
davacı olabilirler. Yoksun kalanın fiilî veya muhtemel desteğin mirasçısı
veya onun kanunî hısım veya akrabası olması zorunlu değildir
(4. HD. 12.2.1957, 7163/7371, Emsal K. s. 49. 4. HD. 27.6.1968,
DESTEKTEN YOKSUN KALMA TAZMİNATI 153
5516, Karahasan, s. 481; 4 HD. 14.10.1963, 15237/9018, Karahasan, s.
484, 9. HD. 19.10.1970, K. 2678, Çenberci, s. 807). Nesebi sahih olmayan
(BGE 62 II 149) veya nesepsiz (BGE 62 II 49, 72 II 168) bir çocuk
da böyle bir talep hakkına sahiptir. Mirasçılar birliğinin böyle bir
sıfatı yoktur (BGE 34 II 9). Ancak birden ziyade kimseler maruz
kaldıkları zararı belli etmeden aynı sebepten dolayı dâva ettikleri
takdirde, hâkim her birinin zararını ayrı ayrı tesbit ederek hükmeder
(4. HD. 27.6.1968, 5516, Karahasan, s. 481; 4. HD. 20.6.1966,
10049/6963, Karahasan, s. 484). Ölen kardeşi tarafından bakılmakta
iken şimdi bakma yükü altına giren bir nafaka borçlusu kardeş,
failden yoksun kalma tazminatı istiyemez; zira bu kimsenin zararı
dolayısiyledir (Oftinger, § 6 IV s. 210). Bununla beraber, bu tür
kimselere bir rücu hakkı tanımak yerinde olur (Tekinay, s. 94).
Henüz doğmamış olan çocuk (cenin) için bu tür bir tazminatı tanımaya
lüzum yoktur; zira doğumdan sonra da onun bu talepte
bulunması mümkündür. Doğum herhalde zamanaşımı müddetinin
dolmasından evvel vukua geleceğinden kazanın vukuu anı ile
yoksun kalma tazminatının nihaî surette hükme başlanması anına
kadar geçecek süre içerisinde yoksun kalana yardımda bulunmuş
olanların sorumludan tazminat istemeğe hakları yoktur. Bununla
beraber, bu tür kimselerin vekâletsiz iş görme hükümlerine dayanarak
sorumludan bir talepte bulunmaları mümkündür (Tekinay,
s. 94).
Yoksun kalma tazminatı nitelik itibariyle maddî bir tazminattır.
Bu nedenle zamanaşımı süresi içerisinde dâva haklısının ölümü
halinde, onun mirasçıları tarafından da açılabilir. Ancak zarar,
ölen dâva haklısının şahsında hesap olunur. Yoksun kalanın hayatta
iken açmış olduğu dâvaya mirasçıları devam edebilir, hükmedilecek
tazminat iki ölüm arasındaki süreye münhasır olup, zarar,
ölen davacının muhtemel yaşama süresine göre hesap edilmez (9.
HD. 28.4.1969, K. 4941, Çenberci, s. 812 dn. 181).
Yoksun kalanı tatmin eden sigortacı BK. 45/II'ye müsteniden
sorumludan bir talepte bulunabilir mi? Bu sorunun cevabı sigortacının
sigortalının haklarına halef olup olmadığı sorusuna verilecek
cevaba bağlıdır. TK. hükümlerine tabi can sigortalarında
doktrin (Bozer, Sigorta, s. 313, Karayalçın, İşletme Kazaları, s. 47;
Tandoğan, § 15 III, s. 270) ve mahkeme içtihatları (TD. 25.5.1970,
K. 2208; Akyazan, s 884, 4. HD. 9.11.1957, K. 6709, Olgaç (1969), s.
284), halefiyet prensibinin cari olmadığı ve zarar görenin, zararım
hem sigortacıdan, hem de sorumludan isteyebileceği merkezindedir
ve İsviçre doktrin ve uygulamasında da durum bu merkezde154
Prof. Dr. Kemal Tahir GURSOY
dir (Oftinger, § 6 I, s. 160, § II, s. 354, von Tuhr/Siegwart, § 13 I,
s. 95, n. 77; BGE 53 II 499, 63 II 150, 65 II 261).
İş Kazaları veya meslek hastalıkları sonucu ölüm dolayısiyle
ölenin yakınlarına Sosyal Sigortalar Kurumunca ödenen yoksun
kalma tazminatlarından ötürü Kurum 506 sayılı Kanunun 26 ncı
maddesi gereğince, kusurlu iş verene karşı —4772 sayılı Kanunun
zamanında olduğu gibi— bir rücu hakkına sahiptir. Yargıtay İçtihatlarına
göre tazminatı ödeyen kurum sigortalının kanuni halefidir
(İBK. 22.3.1944, 37/9, RG. 5746; İBK. 31.5.1954, 18/11, RG.
5746, İBK. 29.6.1960, 13/15, RG. 10625, HGK, 6.1.1968, K. 7, Önol-
Pusat-Acarbay, s. 144).
5434 sayılı Emekli Sandığı Kanununun 129. maddesi, ölenin
dul ve yetimlerine ödenen tazminat dolayısıyla sorumluya karşı
dâva açmak üzere sandığa doğrudan doğruya bir dâva hakkı tanımaktadır.
Bu nedenle Emekli Sandığından alman dul veya yetim
maaşı, sorumlunun ödeyeceği maddi tazminat miktarından indirilir
(HGK. 11.11.1967, K. 338, İlmi ve Kazaî İçtihatlar, C. VIII, s.
5854). Halefiyet halinin mevcut bulunmadığı hallerde yoksun kalanı
tatmin edenlerin BK. 45/II'ye dayanarak talepte bulunmaları
mümkün olamaz. Ancak bu tür kimselerin BK. 51'e müsteniden birer
rücu hakkı söz konusu olabilir.
2) Dâvâlı: Ön plânda kusur veya sebep sorumluluğuna göre
mesul olan kimsedir. Birden ziyade sorumlular hakkında BK. 50,
51 hükümleri uygulanır. Sorumluluk akde müstenid de olabilir
(TK. 308, BK. 332/11). Aynı zarardan birden ziyade kimselerin sorumlu
olmaları halinde zarar gören, bunlardan dilediğini takip edebilir.
İş kazalarında davalı kusurlu olan iş veren veya kişilerdir
(506 sayılı Kanun m. 26). Sorumluluk sigortalarında, yoksun kalanın
sigortacıya karşı doğrudan doğruya bir talep hakkı yoktur.
Zira bu tür sigortalarda sigorta ettiren, kendi mamelekinde vukua
gelecek muhtemel bir azalmayı teminat altına alır. Burada riziko,
sigorta ettirenin mamelekinde vukua gelecek eksilme ihtimalidir.
Zarar gören, lehine şart koşulan kimse (BK. 111) durumunda olmadığından
üçüncü şahsın sigortacıya karşı bir talep hakkı yoktur
(Bozer, Sigorta, s. 255, Tekinay, s. 106, Karayalçın, İşletme Kazaları,
s. 65). Üçüncü şahıs ancak istisnaî ve kanunun açıkça öngördüğü
hallerde doğrudan doğruya sigortacıya dâva edebilir. Meselâ
6085 sayılı Trafik Kanunu (md. 55/11) mağdura bu tür bir hak tanımaktadır.
BK. 112'de de böyle bir hüküm mevcuttur. Bu son hükme
göre başkasını istihdam eden tarafından yapılan mesuliyet siDESTEKTEN
YOKSUN KALMA TAZMİNATI 155
gortasında sigorta ücretinin en az yansını ödeyen bir amelenin doğrudan
doğruya sigortalıya müracaat hakkı vardır. Bununla beraber,
bu hüküm ancak özel bir kanun olan 506 sayılı Kanunun uygulama
alanı dışında kalan hallerde uygulanır.
V — DÂVANIN DÎĞER ŞARTLARI :
1) Yoksun kalma: Desteğin ölümü yüzünden kendisine bakılan
kimsenin bu bakımdan kısmen veya tamamen yoksun kalması
lâzımdır. Bu yoksun kalma maddî bir zararı ifade eder. Bu tür bir
zararın manevî zarar olduğu yolundaki Federal Mahkeme kararında
(BGE 58 II 41) isabet yoktur (Oftinger, § 6 IV s. 206 N. 195). Zararı
ve miktannı ispat davacıya aittir (4. HD. 20.6.1967, 5335/3746,
Karahasan, s. 486; 4. HD. 18.2.1967, 11870/1389, Karahasan, s. 488;
9. HD. 3.3.1967, 103/1784, Karahasan, s. 487; 4. HD. 4.2.1967, 7035/
896, Olgaç, (1969), s. 322, N. 5). Durum desteğin akdî veya kanunî
bir bakma yükümlülüğünün varlığında da aynıdır. Bununla beraber
böyle bir mecburiyetin varlığı, ispat yükünü büyük ölçüde hafifletecektir
(HGK. 16.10.1968, K. 692, RKD, 1969, s. 32). Fiilî bakma halinde
zarar, desteğin ölümü nedeniyle bakılanın mahrum kaldığı
menfaatten, farazi destek halinde ise ilerideki iktisadî durumlarına
göre, destek tarafından muhtaç olana yapılması kuvvetle muhtemel
olan para değerinden ibarettir. O halde evvelce görüldüğü üzere fiilî
yardım veya ileride bakılması ihtimalinin varlığı, yoksun kalma
tazminatının ilk ve önemli bir şartıdır.
2) Desteğin bakma gücü: Bu şart fiilî bakma halinde önemli
değildir. Zira fiilen bakma vakıası, desteğin bu kudrete sahip olduğunu
yeteri kadar ispat eder. Fakat bu şart farazî bakıcı hakkında
önemlidir. Talebin kabulü için desteğin ilerideki kazanç durumunun
destek olmaya müsait olduğunun kabul edilebilir olması gereklidir.
Bu yönden tarafların içinde bulundukları çevre, desteğin böyle bir
yardıma temayülü, ilerdeki muhtemel malî durumu gözönünde tutulmalıdır.
5-6 yaşındaki çocuğun yaşaması, bir meslek sahibi olması,
kazanç elde etmesi, davacıya fiilen bir yardımda bulunup bulunmayacağı
gibi bir sürü faktörlerin olumlu surette cevaplandırılması
lâzımdır. Bütün bu ihtimalleri hâkim hayat tecrübelerine
göre değerlendirir. Eğer durum ölenin davacı için bir destek olabileceğini
kabule müsait değilse istek reddolunur. Federal Mahkeme
5, 8, 10 yaşlarındaki çocukların ana-babaları için destek olabileceğini
kabul etmiştir (BGE 31 II 88, 35 II 285, 427, 54 II 17, 58
II 38, 62 II 59, 79 II 355, Keza Yargıtay: 4. HD. 16.11.1963, 8337/
156 Prof. Dr. Kemal Tahir GÜRSOY
1030, Olgaç, (1969), s. 329, N. 15; 4 HD. 23.9.1967, 5799/6719, Olgaç
(1969), s. 326, N. 13;) Ölenin davacıya karşı bir bakma (nafaka) yükümlüğü
altında olması, sorumluluğun şartı bulunmamakla (HGK.
27.9.1967, K. 420, ABD. 1967, s. 973) beraber, dâvanın kabulünde
önemli roJ oynar. Kocanın karısına ve çocuklarına bakma borcu
.(MK. 151, 152) alt ve üst soy arasındaki nafaka borcu (MK. 315)
bu cümledendir (4. HD. 10.7.1957, 4173/580, K. Reisoğlu, s. 171; 4.
HD. 24.10.1967, 9288, Karahasdn, s. 499). Bu hallerde fiilî bakım
şartının aranması gerekli değildir; sadece ölenin halen ve ileride
bakma gücüne sahip olduğu veya olacağı kabul edildiği takdirde,
dâvanın da bu ölçüde kabulü gerektir. Ancak kanunî bir yükümlülük
mevcut olmakla beraber, fiilî bir yardım da varsa, bu fiilî
yardım tazminatın şümulünü tayin bakımından önemlidir. Ölenin
sadece ana veya baba olması yoksun kalma tazminatının istenmesi
için yeterli değildir; ayrıca bakılma ihtiyacı varlığının veya bunun
ileride doğacağının ispat edilmesi gereklidir (9. HD. 30.12.1968
11176/11984, Karahasan, s. 486, 4. HD. 9.3.1967 1147/2171 Olgaç
(1969), s. 324, N. 9; TD. 15.3.1965 347/919, Olgaç (1969), s. 321 N. 2).
Bakılma ihtiyacının daha sonra doğması ihtimali de nazara alınmalıdır
(9. HD. 30.12.1968 î 1176/11984, Karahasan, s. 486). Yoksun
kalanın yardım göreceğini haklı olarak ümit etmesi yeterlidir. Meselâ
ana-baba ölen çocuklarının ileride kendilerine yardım edeceğini
haklı olarak ümit edebilirler (TD. 13.10.1965 1972/2927 Karahasan,
s. 488, 4. HD. 9.3.1967 1147/2171, Olgaç (1969), s. 324 N. 19).
Fikrimizce fiilî desteğin malî kaynağının önemi olmadığı gibi (aksi
fikir: Tekinay, s. 49), gayrı ahlâkî bir sonuç sağlama gayreti güdülmemiş
olması kaydiyle, yapılan yardımın nedeni de önemli değildir.
Federal Mahkeme, ölen kızının kocasından aldığı paralarla
anneye yapılan yardımın bu yüzden kesilmiş almasını yeterli görmüş,
yardımın damat tarafından doğrudan doğruya yapılıp yapılmadığı
şartını aramamıştır (BGE. 74 II 210). Yargıtaya göre birden
çok yardıma muhtaç olanlar bulunduğu halde, bunlardan sadece
bir kısmının talepte bulunmuş olması, talepte bulunmayanların
hisselerine isabet eden kısmın, dâva açanlar lehine hükmedilecek
tazminata eklenmesini gerektirmez; yani davacılar lehine hükmedilecek
tazminat, hepsinin dâva etmiş olmaları halinde, hükmedilecek
tazminatı geçemez (4. HD. 9.12.1965, K. 7018, Çenberci, s. 821,
dn. 221).
3) Davacının bakılmaya muhtaç olması: Davacının yardıma
muhtaç olması gereklidir. Bununla birlikte durum burada kanunî
nafaka mükellefiyetinden farklıdır (MK. 315). Bu son hükme göre
DESTEKTEN YOKSUN KALMA TAZMİNATI 157
nafaka isteyebilmek için, yoksun kalma tazminatı isteyenin bu kadar
ağır duruma düşmesi gerekli değildir. Yardım görenin fiilen
içinde bulunduğu hayat standardı esas alınır; bundan azı tslebe
hak verir. Maksat sorumlunun sebep olduğu bir ölümün malî sunusundan
zarar göreni korumaktadır (BGE 53 II 183, 59 II 463, 65
II 256, 82 II 39).
Bunun zaruret haline kadar gitmesi, en lüzumlu ihtiyaçlarını
da temin edemez hale gelmiş olması şart değildir (Oftinger, § 6 IV
s. 211, Tekinay, s. 49, BGE 57 II 180, 4. HD. 29.9.1942, 1933/2339,
Tekinay, s. 49, 4. HD. 25.6.1935, 1160/1375, Tekinay, s. 49).
Kocasının ölümü sebebiyle kadının çalışma zorunda kalması
yeterlidir. Ancak lüks ve masraflı bir hayat sürme ihtiyacı yeterli
değildir (BGE 49 II 464). Mühim olan davacının ve ailesinin sosyal
seviyesine uygun bir yaşayışı sağlamaktır. Fiilî bakımlarda bunu
tayin kolaydır. Yapılan nakdî veya aynî yardımlarda bunun değeri
gözönünde tutulur. Ortada kanunen bakma mükellefiyeti mevcut
olduğu halde, fiilî bakma hali yoksa ilgili kanun hükmünün
(MK. 152, 315) şartlarını aramak lâzımdır (4. HD. 7.10.1957, 4173/
5880, Emsal K. s. 49). Meselâ nafaka borcunda davacı, zaruret içerisinde
olduğunu veya ileride zarurete düşeceğini ispat edmelidir (9.
HD. 3.3.1967 103/1785, Karahasan, s. 487, 9. HD. 30.12.1968, 11176/
11984, Karahasan, s. 486). Ölen, nafaka alacaklısına hayatta iken
fiilen yardım etmekte ise bu seviye veya miktar esas alınır.
O halde davacı mevcut hayat seviyesini idame ettirecek bir imkâna
sahip ise talebi reddolunur (BGE 32 II 512, 33 II 89, 37 II
467, 4. HD. 5.1.1967 10932/55, Karahasan, s. 489, 4. HD. 25.6.1935
1660/1375 Emsal K. s. 51, 4. HD. 16.11.1963 8337/10030, Olgaç (1969),
s. 329 N. 15).
Yüksekçe bir emekli maaşı alanın yardıma muhtaç olduğu kabul
edilmemelidir. Ölenin yerine bakmakla mükellef diğer akrabaların
geçmesi, meselâ annenin ölümü babanın bakmakla yükümlü
olması dâvanın reddini gerektirmez; ölüm olayından haksız fiil
faili faydalanmamahdır (von Tuhr/Siegwart, § 48 I s. 371, Oftinger,
§ 6 IV s. 211, Tekinay, s. 54). Bununla beraber, ölenle birlikte ve
aynı zamanda bakıcı durumunda olan kimseler ve meselâ bakım
gücüne sahip bir kaç evlât varsa bu cihet tazminat miktarının tespitinde
gözönünde tutulmalıdır (BGB 32 II 514, 34 II 621). Yoksun
kalana MK. 315 gereğince bakma mecburiyetinde olan kimselerin
de mevcut olması hali üzerinde durulmağa değer. Gerçekten yoksun
kalan, haksız fiil sorumlusuna gidecek yerde, nafaka sorumlusun158
Prof. Dr. Kemal Tahir GÜRSOY
dan talepte bulunamaz mı? Nafaka borçlularının yoksun kalana fiilen
bakmaları veya nafaka» borcunun hüküm altına alınmış olmasının
destekten yoksun kalma tazminatı üzerine tesiri ne olacaktır?
Aldığı veya alabileceği nafaka ile yoksun kalma tehlikesini bertaraf
edilmiş ise yerine de BK. 45/II'ye dayanmak mümkün müdür?
Yoksun kalan haksız fiil failine başvuracak yerde daha önce
nafaka sorumlularına müracaatla ondan bazı şeyler elde etmiş ise,
muhtaç olmaktan kurtulmuş ve haksız fiil failine karşı müracaat
hakkını da bu ölçüde kaybetmiş olacaktır. Tekinay'ın kabul ettiği
gibi (s. 56), burada tam olmayan bir teselsül (BK. 51) hali vardır.
Gerçekten ölüm nedeniyle muhtaç hale düşmüş ise hem MK. 315
gereğince usul veya furuundan nafaka talebinde bulunabilir hem de
bundan başka BK. 45 gereğince sorumlu olandan yoksun kalma tazminatını
isteyebilir. Yani orada aynı zarardan sorumlu olan birden
ziyade kimseler vardır (Kanundan ve haksız fulden), müteselsil
borçlulardan birisinin yapmış olduğu eda o nispette diğer sorumluyu
borçtan kurtarır. Ancak bunlar arasında bir rücu ilişkisi söz
konusu olacaktır. (BK. 50, 51/11). Zarara nihaî olarak haksız fiil
sorumlusu katlanacağından (BK. 51/11) nafaka borçlusu yapmış olduğu
edadan dolayı BK. 45/11 gereğince sorumlu olana rücu edebilmelidir.
Yoksun kalan, haksız ful sorumlusuna müracaatla tazminat
almış ise, bu onu zaruret haline düşmekten kurtarmış olacağından
bu nisbette artık MK. 315'e dayanamayacaktır (von Tuhr/
Siegwart, § 48 I s. 371 N. 9, Tekinay, s. 57) .
Diğer bir sorun da evlilik dışı çocuğun MK. 306 gereğince isteyebileceği
nafakanın destekten yoksun kalma tazminatına olan
tesiridir. Babanın ölümü halinde, çocuk bu hakkını babanın mirasçılarına
karşı da ileri sürebilir. Çocuk MK. 309'a dayanarak babanın
mirasçılarına müracaat edecek yerde BK. 45/II'ye müsteniden
dâva ikame edebilir mi? Doktrin çocuğun mirasçılara karşı
kabili dermeyan bir alacak hakkına sahip olduğundan bahis ile, artık
BK. 45/II'ye dayanamıyacağı görüşünde ittifak etmektedir (von
Tuhr/Siegwart, § I s. 371; Oftinger, § 6 IV, s. 212; Tandoğan, § 18
s. 301). Biz de, Tekinay (s. 59) ile birlikte böyle bir hal tarzı için
kanuni bir zorunluluk olmadığı görüşündeyiz; çocuk mirasçılara
başvurmadan BK. 45/II'ye dayanabilmelidir. Evlilik içi doğan çocuğa
tanınan bir hakkın evlilik dışı doğan çocuğa tanınmaması
için ortada ciddi bir sebep yoktur. Memleketimizde evlilik dışı doğan
çocukların (imam nikâhı) çokluğu nedeniyle bu hal tarzının
önemi vardır; üstelik babanın terekesi her zaman yeterli de değildir.
Evlilik dışı çocuğa bu hakkı tanımak için nesebin hâkim hükDESTEKTEN
YOKSUN KALMA TAZMİNATI 159
mü veya tanıma ile gayri sahih hale getirilmiş olması da şart değildir
(aksi görüş : Tandoğan, § 18 s. 301). Bu hakkın çocuğa tanınması
için babalığa hükmedilmiş olmanın şart olmadığı görüşündeyiz.
Babalık dâvasının şartları mevcut olmasa bile, ölüm sonucu
fiilî babadan çocuğun isteyebileceği tazminat imkânsız hale gelmiş
olabilir Bu takdirde çocuğa BK. 45'e istinat etme hakkı kabul olunmalıdır.
Evlilik dışı doğan çocuğa tazminat veren mirasçıların BK.
51 gereğince haksız fiil sorumlusuna rücu etmek imkâmm kabul
etmek doğru olur (Tekinay, s. 61).
VI — ZARARIN TAYÎNÎ :
1) Zarar ve tazminatın tayinindeki zorluk: a) Zarar: Destekten
yoksun kalma zararının dâvanın açılması sırasında tam olarak
tayini, hemen hemen mümkün değildir; zira yoksun kalanın
uğradığı zarar miktarı, onun ölenden sağladığı nakdî veya aynî
yardımların değeri, bizzat yardım görenin bugünkü veya ilerdeki
kazanç imkânları, muhtaç olana fiilen yardımda bulunma temayülünde
olup olmaması, dul kadının veya nişanlı kadının ileride tekrar
evlenme veya nişanlanma şansı ve nihayet yardıma muhtaç
olanın içinde bulunduğu sosyal çevre, ekonomik seviye (4. HD.
16.11.1963, 3337/10030, Olgaç (1969), s. 329, N. 15) gibi şimdiden
ne olduğu bilinmeyecek faktörlere göre tayin olunur. Hâkim BK.
42/II'nin verdiği takdir hakkını burada büyük ölçüde kullanır
(HGK. 8.11.1967, 943/516, Karahasan, s. 498; HGK, 16.10.1968, 1143/
692, Karahasan, s. 497). İşin niteliğinden gelen bu belirgin olmamaya,
memleketimizdeki tecrübesizliğin, istatistiklerin ve örnek
olabilecek içtihatların yokluğunu da eklemek lâzımdır. Bütün bu
sorunlar, sadece hâkime tanınmış olan takdir yetkisiyle halledilemez.
Çoğu zaman işin içinden çıkamayan hâkimler vaki zararın tayinini
bilirkişilerin insafına bırakmaktadırlar (4. HD. 11.12.1967,
9961, Karahasan, s. 498). Başka memleketlerde ölüm tabloları vardır,
bizde ise yoktur. Bu nedenle, mahkemelere ciddi örnekler verme
bakımından Yargıtaya güç bir görev düşmektedir.
Yargı tayın şu kararı yoksun kalma tazminatının kabul ve tekdirinde
hâkime güzel bir direktif niteliğindedir : «Sağ doğan insanın
yaşaması ve yaşlanması ve sonra ölmesi tabiatın normal icablanndandır.
Kaldı ki, bugünkü sağlık şartları çocukların yaşamalarını
ve büyümelerini daha fazla mümkün kılacak niteliktedir. O
halde küçük iken veya genç yaşlarda vaki ölüm olayları bu kuralın
istisnasını teşkil ederler. Bu nedenlerle kız veya erkek çocuğun bü160
Prof. Dr. Kemal Tahir GURSOY
yüyüp kazanç sağlıyacağının, doğrudan doğruya veya fiilen veya
para yardımıyla ana-babasma destek olacağını kabul etmek, hayat
tecrübelerine ve olayların tabii akışına uygun düşer. Bu durum, istisnaî
bir nitelik taşımadığı cihetle, olayda zarara uğrama yönünden
davacıların ispatla yükümlü tutulması, hukukun genel ilkelerine
uygun olmaz» (HGK. 16.10.1968, K. 692, RKD. 1969, s. 192).
2) Zararın tayininde gözönünde tutulacak faktörler : Zarar
yardıma muhtaç olanın desteğin ölmemesindeki faydasından ibarettir
(4. HD. 20.6.1966 10049/6963, Karahasan, s. 494). Fiilî destek
halinde zarar miktarı, az çok kesinlikle tayin olunabilir; meselâ,
annesine ayda 300 lira veren kimsenin ölümü halinde, zarar, her
sene için 3.600 liradan ibarettir; aynî yardım halinde bunun para
değeri, zarardan ibarettir. Farazi destek halinde ise, zarar, destek
ölmemiş olsaydı, ondan elde edilmesi muhtemel olan faydalanmaların
para değerinden ibarettir. Bu da sayısız faktörlere tabidir
ve hiç bir zaman kesin bir şey söylemek mümkün değildir. Ayrıca,
yoksun kalan kimsenin bundan böyle tek başına veya aile içerisinde
taşıyacak olması, ihtiyaç derece ve süresi, uğranılan zarar miktarını
etkiler. Bu zorluklara rağmen, Federal Mahkeme, evli erkeğin
çocuksuz karı için kazancının % 40-50'sini ayırdığını kabul etmektedir
(JdT 1958 I 450, BGE 64 II 420, 72 II 165, çeşitli örnekler
bakımından bkz.: Tekinay, s. 131). Nihayet, ölenin bakım gücü ve
bu gücün ileride devam etmesi şansı, onun bakma arzusu, bakmak
için akdî veya kanunî bir zorunluluğun olup olmayışı, bakım ilişkisinin
muhtemel süresi, uğranılan zararın tespitinde tesirlidir. Örneğin,
ölen desteğin bekâr ve onun ilerde evlenmesinin ve bu yüzden
şahsî masraflarının artması, buna karşılık, destekten yoksun
kalan davacının mevcut çocuğunun büyüyerek ilerde ona bakması
ihtimali, tazminat miktarının tayininde gözönünde tutulur (9.
HD. 30.6.1970, K. 6356, Çenberci, s. 854, dn. 185). Ölen kocasından
boşanma kararında olan ve hatta böyle bir dâvayı kocasının ölümünden
önce açmış olan bir kadının, kocasının ölümünden dolayı
uğradığı zararın miktarının tayini, büyük ölçüde hâkimin takdirine
tabidir. Boşanma şansı nispetinde, kadının talep edeceği tazminat
miktarı azalacaktır. Desteğin bakım gücünün ve destekten
yoksun kalan kimsenin ihtiyacının varlığı her zaman yeterli değildir,
Bazan destek nezdinde bakma arzusu da bir unsur olarak kendini
gösterir. Örneğin, muhtaç ve istidatlı çocuğun okul masraflarını
ödeyen bir hayır severin, bu işe daha ne kadar devam edeceği
kesıerilemez. Bakma gücünün varlığı ve bakılmaya muhtaç olma,
ve nihayet bakma arzusunun devam süreleri, tazminat miktarını
DESTEKTEN YOKSUN KALMA TAZMİNATI 161
tayin eden ve birlikte bulunması gereken esaslı unsurlardır. Zarar,
bunlardan en kısa süreli olana göre tayin olunur; yeni yardım ne
desteğin muhtemel yardım süresinden ne de muhtaç olanın ihtiyaç
içerisinde olma süresinden fazla olabilir. Yardım süresi, çeşitli
özellikler gösterir. Bu sürenin fiilî destekte ölümle başlıyacağı
kabul edilir. Farazi destekte ise, bu süre, bir taraftan ölenin destek
olabileceği, diğer taraftan da, davacının desteğe muhtaç olabileceği
andan itibaren başlar. Bu iki tarihten.daha geç olanı esas
alınır. Yardımın, ölenin muhtemel bakım gücünü yitireceği veya
bakım işinin fiilen sona ereceği, bakılanın da muhtaç durumunun
devamı süresince yapılacağı kabul olunur. Yardım gören, daha erken
de muhtaç olma durumundan kurtulabileceği gibi, desteğin
yardım gücünün belli bir süre sonra, kısmen veya tamamen, mevcut
olmayacağı muhakkak olabilir. Bakım gücü, desteğin kazanma
imkânının sona ermesi ile sınırlıdır; destek ölmemiş olsaydı daha
ne kadar çalışabilir ve kazanç sağhyabilirdi? Bunun tayini gerekir.
Destek çalışmadan da yardım edebilirse, o zaman, desteğin
yardım süresi nazara alınır. Ölenin yardım süresi hesaplanırken,
onun sıhhî durumu ve yaşı gözönünde tutulur. Destek ortalama yaş
süresinden evvel ölmüş ise, onun, daha bir müddet yaşayıp kazanç
sağlryacağı kabul olunabilir. Bununla beraber, özel bir durum, desteğin
daha evvel öleceğini veya çalışma gücünü daha erken yitireceğini
kabule imkân verebilir. Federal Mahkeme, kanser hastalığına
müptelâ ve 35 yaşında olan bir kimsenin ancak, daha iki üç sene
yaşayabileceğini kabul etti. Bu gibi özel durumların varlığı halinde,
ölüm istatistik tablolarına göre değil, özel durumun gereklerine
göre hareket olunur (BGE 81 II 38, 86 II 7, Tekinay, s. 135).
Normal olarak, insanların herşeyden evvel ölen desteğin ölmemiş
olsaydı daha ne kadar yaşayacağı sorusunun halledilmesi lâzımdır.
Başka memleketlerde normal ve sıhhatli kimseler hakkında istatistiklere
göre tespit edilmiş ölüm tabloları vardır (Picard und Stauffer;
Barvvettafeln für Schadenerzafarecht, Zürich 1955; A. Kudat:
Cismanî Kazalardan Doğan Zararlar Nasıl Giderilir, Ankara 1966).
Bizde henüz resmen kabul edilmiş ölüm tabloları mevcut değildir.
Sadece iş kazalarına ilişkin olan 4772 sayılı Kanuna ekli ve Fransızların
1931 tarihli P.M.F. cetveline göre, hazırlanmış bir cetvel vardır.
Ancak, bu cetvel iş kazalarına özgedir. Bununla birlikte mahkemelerimizin
son zamanlarda bu cetveli diğer alanlarda da uyguladıkları
görülmektedir (4. HD. 25.10.1968, 8279, Karahasan, s. 496; 4. HD.
18.12.1969, K. 1045, Çenberci, s. 824, N. 221 a). Bazı Yargıtay kararlarında
(4. HD. 28.12.1950 2302/2444 Emsal, s. 36, 4. HD. 22.2.1952
1331/999 Emsal, s. 141, 4. HD. 28.9.1958 4107/5800, Emsal, s. 29)
162 Prof. Dr. Kemal Tahir GÜRSOY
65 yaş sıhhatli bir insanın normal yaşama süresi olarak kabul
edilmiştir. Her yaşa göre, ileride yaşama süresi, herkes hakkında
başka başka olacağından, herkes hakkında bu haddin kabulünde
isabet yoktur. Bu suretle, son derece keyfi olan bir ölçü kullanılacak
yerde, 4472 sayılı Kanuna göre hazırlanan tarifenin hadlerini,
diğer hallerde de uygulamada isabet vardır. Yargıtaym içtihatları
da bu yönde gelişmektedir (4. HD. 25.10.1968, K. 8279, Karahasan,
s. 496, 4. HD. 18.12.1969, K. 1045, Çenberci, s. 827, dn. 221 a) Tekrar
hatırlatalım ki, tazminatın hesaplanmasında, desteğin muhtemel
yaşama süresinden ziyade onun ileride çalışma süresi önemlidir.
Federal Mahkeme, son kararlarında, desteğin muhtemel çalışma
süresini esas almaktadır (BGE 86. II. 7, 86. II. 154).
Muhtaç olanın bir çocuk olması da, ayrı bir özellik arzeder;
zira ancak çalışma kudretini ve olgunluğunu elde ettiği zaman bir
kazanç sağlıyabilir; onun kaç yaşında bu durumu iktisap edeceği
ve gelir şeklinde hükmedilen tazminatın ne vakte kadar devam
edeceği ayrıca incelenmelidir. Sakatlığı nedeniyle, çocuğun bu vasfı
kısmen veya tamamen iktisap etmemesi mümkündür; ayrıca, rüşt
yaşı da esas alınamaz. Çalışma gücü rüşt yaşından evvel veya sonra
elde edilebilir. Köylerde çocukların daha erken yaşlarda çalıştıkları
malûmdur. Ayrıca, yardıma muhtaç olanın özel durumu, daha
kısa veya daha uzun bir yardım süresini haklı gösterebilir. Fakat,
her halde aşırı uçları kabul etmemelidir. Çocuğun tahsil durumu
müddetin biraz uzun sürmesini haklı gösterebilir. Federal Mahkeme
evvelâ bir gelirin 18 yaşma kadar (BGE 31 II 289, 49 II 366,
53 II 180, 58 II 238) sonra da 20 yaşına kadar (BGE 57 II 184, 58
II 264, 59 II 462, 65 II 256, 66 II 177) devam edeceğini kabul etti.
Yargıtay ise, çocuğa 18 yaşını ikmale kadar, yardım göreceğini
hale göre bunun da aşılmasının mümkün olduğunu kabul etmektedir
(TD. 12.6.1956, 2204/3430, Külliyat (1956), C. XI, s. 127). iş
kazalarına ilişkin 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu (m. 23) 19
yaşma, orta öğretim yapanlar için 20, yüksek tahsil yapanlar için
de 25 yaşına kadar devam edeceğini hükme bağlamaktadır.
Nişanlı ve dul kalan kadınların durumları da ayrı bir özellik
gösterir. Bunların yeniden evlenmeleri ihtimali vardır. Bu ihtimalin
kuvvetli olması nispetinde zararı az, binnetice lehine hükmedilecek
gelir tazminatı kısa sürecek, toptan tazminatın miktarı ise,
az takdir olunacaktır (4. HD. 6.11.1967, 8284, Karahasan, s. 492).
Nişanlı kız veya kadının, dâva veya hüküm tarihinde evlenmiş olmaları
ve bu ikinci evliliğin ilk desteğin sağladığı veya sağlıyacağı
yaşama standardını mümkün hale getirmiş olması halinde hükDESTEKTEN
YOKSUN KALMA TAZMİNATI 163
medilecek tazminat, sadece evlenme tarihine kadar olan süreyi
kapsayasaktır. Diğer taraftan, her yeni evlenme veya bunun muhtemel
olması da meseleyi halletmez, zira, ikinci evlenme, malî ve iktisadî
yönden, birincisi kadar iyi olmayabilir veya ikinci evlenmenin
boşanma veya erken ölümle sona ermesi mümkündür. Tazminatın
hesaplanmasında bunların da gözönünde tutulması gerekir
(BGE 54 II 370). İkinci evlenmenin sağladığı veya sağlıyacağı hayat
standardı veya ikinci evliliğin muhtemel süresinin nazara alınması
ve aleyhteki farkın da tazminat suretiyle telâfisi gerekir (4.
HD. 2.11.1957, 5819/6595, Olgaç, (1969), s. 325, N. 11, 4. HD. 20.6.1966,
10049/6963, Karahasan, s. 494). Nişanlı kız veya dul kadının, dâva
devam etmekte iken bir iş veya meslek ile iştigal etmesi ve böylelikle
hayatını kısmen veya tamamen kazanması veya görünüşe göre,
bunun ileride mümkün ve muhtemel olması da, nazarı itibare
alınmalıdır.
Her şahsın özel durumu, örneğin, yaşı, (4. HD. 30.5.1965, K.
588, Çenberci, s. 806) evlenme şansının kabulünü kolayca gerektirebilir
veya gerektirmez. Bütün bu haller de ihtimallere dayandığı
için, takdir hakkı (BK. 42) büyük ölçüde işe müdahele edecektir,
îlk evliliğinde çalışmayan kadın, desteğinin ölümü nedeniyle, çalış- -
ma gücüne sahip olsa bile, çalışma mecburiyetinde bırakılmamalıdır.
Hükme esas olarak alınacak ihtiyaç süresi tahmin hilâfına,
çok erken sona ermiş ise, örneğin, dul kadm, hükümden hemen
kısa bir süre sonra evlenmiş veya tazminata hükmedilen şahıs
ölmüş ise, yüksek bir miktar üzerinden hükmedilen tazminatın
akibeti ne olacaktır? Gelir şeklinde bir tazminata hükmedilmiş
ise, ölüm veya evlenmenin vukuu ile gelir artık ödenmeyecektir.
Fakat, peşinen ödenmiş bulunan tazminat hakkında, bir sebepsiz
iktisap dâvası mümkün müdür? Tekinay, (s. 146), Hukuk Usulü
Kanunun 445. maddesine müsteniden bir iadei muhakemeyi mümkün
görmektedir. Bu, sayam arzu, fakat müsbet hukuka uygunluğu
şüpheli olan bir hal tarzıdır.
Dul kadının tekrar evlenme şansı incelenirken, yaşı, çocuklu
olup olmadığı, sosyal mevkii, fizikî yapısı gözönünde tutulur. Federal
Mahkeme üç çocuklu 47 yaşındaki bir kadının evlenme şansının
az olduğunu kabul etmiş bu nedenle, onun lehine hükmolunacak
tazminattan ancak % 10 bir indirim yapmıştır (JdT 1958
II 449); 2 ve 5 yaşlarında iki çocuk anası ve 38 yaşındaki bir kadının
yine evlenme şansını az görerek, lehine hükmedilecek taznimattan
% 7,5 oranında bir indirim yapmıştır (JdT 1946 I 132); 9
çocuklu 58 yaşında kadınla, 18, 19 ve 20 yaşlarında üç çocuk anası
164 Prof. Dr. Kemal Tahir GÜRSOY
49 yaşındaki bir kadın hakkında hiç evlenme şansı görmemiştir
(BGE 46 II 126, 64 II 198, JdT 1946 I 132).
Görülüyor ki, Federal Mahkeme, tazminat olarak evvelâ kadın
lehine belli bir meblâğa hükmetmekte, sonra da, kadının tekrar
evlenme şansını gözönünde tutarak bu meblağ üzerinden % 7,5,
°/o 10, % 20 ve % 30 gibi bir indirim yapmaktadır (BGE 44 II 297,
72 II 216, 81 II 48). Bütün bu ihtimallere göre kadının evlenmesi
veya evlenmemesi halinde hükmedilecek tazminat az veya fazla
olacaktır.
Federal Mahkeme bazan kadın lehine gelir şeklinde tazminata
hükmetmekle beraber, onun tekrar evlenmesi halinde, gelirin kesilmesine,
buna karşılık kadına üç yıllık peşin bir tazminat verilmesine
hükmetmektedir (BGE 36 II 87, 54 II 297, 370). İleride işlerin
nasıl cereyan edeceği belli olmadığı için, bunun sebep olacağı
sakıncaları önlemek maksadıyla doktrin, şu teklifte bulunmaktadır:
Hiç evlenmeyecekmiş gibi kadın lehine bir gelir tazminatına
hükmedilmeli, fakat hâkim, ileride durumu yeniden tetkik
etme hakkını mahfuz tutmalıdır. Şayet kadın evlenirse, hâkim,
durumu tekrar tetkik ederek ona göre yeniden bir karar vermelidir.
(Oftinger, § 6 IV s. 219; Strebel Art 41 N. 42). Bununla beraber,
toptan bir tazminata hükmolunması halinde, yukarıdaki örneklerin
gösterdiği gibi, belli bir oranda indirim yapmaktan başka çare
yoktur.
Bu mesele, dul kalan erkek hakkında da söz konusu olabilir.
Gerçekten, karısının ölümü koca için yoksun kalma tazminatını
haklı gösterebilir. Bu itibarla yukarıda dul kadın hakkında söylenenler,
dul erkek hakkında da geçerlidir (Oftinger, § 6 IV s. 220;
Tekinay, s. 162) (4. HD. 5.1.1967, 10932/55, Karahasan, s. 489).
Babasının ölümü nedeniyle, çocuk lehine hükmedilen yoksunluk
tazminatı, annesinin tekrar evlenmesiyle azaltılamaz; zira,
üvey babanın böyle bir çocuğa karşı bakma yükümlülüğü yoktur
(BGE 72 II 168).
Yargıtay içtihatlarına göre, yirmi yaşında çocuksuz (9. HD.
17.12.1968, K. 15615, Çenberci, s. 830) yirmi dört yaşında bir çocuklu
(9. HD. 13.4.1970, K. 3568 Çenberci, s. 830), yirmi yedi yaşında
bir çocuklu (9. HD. 1.4.1969, K. 3672, Çenberci, s. 831, dn. 231-233)
olan kadınların evlenme şansı kabul olunmuştur. Otuz üç yaşında
üç çocuklu bir kadın hakında kabul edilen % 17 oranında evlenme
şansı yeterli görülmemiştir (9. HD. 1.7.1971, K. 16423, Çenberci,
DESTEKTEN YOKSUN KALMA TAZMİNATI 165
s. 830, dn. 230). Keza 54 yaşında üç çocuklu bir kadın hakkında
% 10 evlenme şansı görülerek tazminattan bu oranda yapılan indirim
kabul olunmamıştır (9. HD. 25.9.1969, K. 6216, Çenberci,
s. 830, dn. 230), ölüm olayından sonra on yıl geçmiş olmasına rağmen
evlenmemiş ve dâva tarihinde 40 yaşında olan kadına evlenme
şansı tanınmamıştır (9. HD. 10.12.1970, K. 13833, Çenberci, s. 830,
dn. 230). Yine Yargıtay'a göre, ölenin eşinin evlenme şansının olup
olmadığı, varsa oranı tespit edilirken, kadının yaşından başka diğer
özelliklerinin de, örneğin sağlığının, çocuk sayısının, iktisadî
durumunun, içinde bulunduğu toplumun düşünce ve, telâkkilerinin
birlikte incelenmesi gerekli görülmüştür (9. HD. 5.6.1970, K. 5963,
Çenberci, s. 830, dn. 229 a), Keza evlenme şansının olduğu hususunun,
karşı tarafça ileri sürülmesine zorunluk yoktur. Hâkim bunu
kendiliğinden göz önünde tutar. Bu nedenle evlenme şansının
sonradan ileri sürülmesi savunmanın genişletilmesi niteliğinde değildir
(9. HD. 25.9.1964, K. 4463, Çenberci, s. 831. dn. 234).
Yoksun kalanın desteğin mirasçısı olması: Üzerinden fazla
tartışılan bir konu, desteklenirse, intikal eden değerlerin, davacının
iddia ettiği zararın tayininde nazarı itibare alınıp alınmıyacağıdır.
Destek A zengindir, bu itibarla, davacı B'ye isabet edecek
tereke veya hisse, B'nin hayatını evvelki gibi, idame ettirmeye
kısmen veya tamamen yeterlidir. Terekenin objektif değeri veya
sadece geliri nazarı itibara alınırsa, davacının yoksun kaldığını iddiaya
hakkı yoktur. Her nedense doktrin ve Federal Mahkeme içtihatlarında,
bu nokta üzerinde görüş birliğine varılamamıştır.
Anlaşıldığına göre bu, ayrılığın kaynağı Alman doktrinidir (Tekinay,
s. 164). Filvaki, Alman hukukunda kabul edildiğine göre, ölenden
davacıya intikal eden terekenin «geliri» davacının eski seviyeye
uygun geçimi için yeterli ise, yoksun kalma söz konusu olmadığından,
talep reddolunmalıdır. Eğer terekenin geliri ancak kısmen
yeterli ise, dâva da, kısmen kabul edilmelidir; bu suretle, terekeden
sağlanan gelir, ölümün doğurduğu zarara mahsup edilmelidir.
Terekede kıymetli mallar mevcut da olsa, bunlar gelir getirmeyen
şeyler nevinden (örneğin arsa) ise, bu takdirde bir ayırım
yapılmalıdır; ölenin tabii ömrünü yaşaması halinde, davacıya düşeceği
tabii görülen mallar, yoksulluk tazminatına mahsup edilemez;
zira, bu kıymetler nasıl olsa bir gün davacıya ait olacak idi.
Buna karşılık, işlerin normal görünüşüne göre, davacının mirasçı
olması muhtemel değilse, o zaman, desteğin ölümü ve ondan sağladığı
miras, davacı için, beklenmedik, bir menfaattir; haksız fiilin
sağladığı faydaların zarara mahsubu gerektiği prensibi uygulana166
Prof. Dr. Kemal Tahir GÜRSOY
rak, terekedeki iratsız da olsalar, değerler, tazminatın hesabında
nazara alınmalıdır; örneğin, babanın ölümü halinde, çocuğun onun
mirasçısı olması beklenen olaydır; o halde terekede büyük değerler
de olsa, çocuk destekten yoksunluk tazminatım isteyebilmelidir.
Buna karşılık, babanın, çocuğuna mirasçı olması normal beklenen
bir hal değildir. Zengin oğlunun ölmesi halinde, baba oğlunun
mirasçısı olması yüzünden muhtaç olmaktan kurtuluyorsa,
artık Ölüm yüzünden ayrıca bir tazminat isteyememeli ve terekedeki
değerleri gelir getiren neviden olmasa bile, hakkına mahsup
etmelidir; yani bu halde yoksun kalma şartı yoktur. Bu görüşü
kabul eden Federal Mahkeme kararları ve hukukçular vardır (von
Tuhr/Siegwart, § 48 I s. 371, Oser/Schönenberger, Art. 45 N. 13,
Becker, Art. 45 N. 10, BGE 53 II 53, 64 II 138, 66 II 424, bu görüş
hakkında Tekinay'm tenkitleri s. 166, ayrıca Oftinger, § 6
IV s. 221). Bununla birlikte, Federal Mahkeme münferit kalmış
bir kararında, kural olarak, desteğin mirasının, desteğin mirasçısı
olunma ile sağlanan menfaatin yoksun kalma tazminatından
müstakil olduğunu ve birbirine mahsup edileceğini içtihat eylemiştir
(BGE 62 II 58). Bizce de, meseleyi, yoksun kalma tazminatının
kabulü gayesinden hareket etmek suretiyle, halletmek lâzımdır.
Kanun prensip olarak, bir adamın ölmesi halinde, tazminat istenmesini
kabul etmemiş, bunu ancak istisnaî olarak mümkün görmüştür;
BK. 45/11 hükmü bu istisnalardan birisidir; gayesi ölüm
vüzünden bir kimsenin yoksun kalmamasıdır veya bu şart şu veya
bu sebeple mevcut değilse zarar yoktur, o halde dava hakkını tanımağa
da mahal yoktur. Nasıl zengin bir kimsenin böyle bir talep
hakkı yoksa, ölüm yüzünden zenginleşen kimsenin de talep
hakkı olmamalıdır (Oftinger, §, 6 IV s. 211; Tandoğan, § 18 IV s.
304, Tunçomağ, Borçlar, § 45 I s. 325; Tekinay, s. 169; BGE 53 II
499, 56 II 270, 54 II 464). Yargıtayın içtihatları da bu istikamette
gelişmektedir (4. HD. 16.11.1963, 8337/1030, Oîgaç, (1969),
ç. 329 N. 15, 4. HD. 13.4.1968 3518, Karahasan, s. 504). Bununla beraber
terekenin gelirinden bahseden Yargıtay kararlan da vardır
(4. HD. 12.12.1966, 4895/10612, Dördüncü Hukuk Dairesi Kararları,
s. 123; 4. HD. 15.5.1967, 4254, Karahasan, s. 505).
Hayatta kalanlara ölüm sebebiyle verilen sigorta tazminatı:
Yoksun kalma tazminatı hesap edilirken, bu da nazarı itibara alınacak
mıdır? Gerçekten, sigortadan alman bir tazminat, destekten
yoksun kalanın ihtiyacını kısmen veya tamamen gidermiş olabilir.
Ancak, sigorta, bizzat zarar gören veya onun faydasına, bir üçüncü
kişi tarafından yapılmıştır; onun bu basiretinden haksız fiil sorumİnli
mı,!! ı1 i. ı,. UM ı ı . i f - ii#«-*MSMfj ».Miıi-M I
DESTEKTEN YOKSUN KALMA TAZMİNATI le7
lusunun faydalanması, adalete aykırı olur. Bundan başka, sigorta
tazminatının kaynağı akittir. Bu tazminatla haksız fiil arasında uygun
bir illiyet bağı yoktur. Bu nedenle Federal Mahkeme, ölüm
sonucu sigorta tazminatlarının, yoksun kalma tazminatından indirilmeyeceğim
içtihat eylemiştir (BGE 49 II 370, 53 II 499, 56 II
270, 59 II 684, 63 II 149, 70 II 230).
Türk hukukunda bu hususta tam bir açıklık yoktur; doktrin,
can sigortalarına ilişkin TK. 1338'e dayanarak, sigorta tazminatı
almanın ayrıca sorumludan yoksun kalma tazminatı istemeye mâni
olamıyacağı sonucuna varmaktadır. Can sigortalarının «kazaya
karşı sigorta»lara ilişkin bulunan 1338'inci maddesinde «sigorta
ettirenin sigortacından tazminat alması, sigorta ettirenin üçüncü
şahsa müracaat hakkını iskat etmez» denmektedir. Hâkim görüşe
ve Yargıtaya göre, TK. 1334'e istinatla, kaza sigortalarına ilişkin
olan TK. 1338 hükmü can sigortasının diğer bir türü olan «hayat
sigortaları» hakkında da uygulanacaktır (Bozer, Sigorta s. 313;
Karay alçın, işletme Mes. s. 47, Tandoğan, § 15 III s. 270). Buna
karşılık Tekinay (s. 180, 184) TK. 1338 hükmünün sadece kaza sigortalarına
özgü olduğu görüşündedir. Burada önemli olan cihet
şudur: Can sigortalarında, sigortalı (zarar gören) zararını hem sigortacıdan,
hem de haksız fiil sorumlusundan talep edebilecek
(Bozer, s. 213; Karayalçın, İşletme mes. s. 47; Tekinay, s. 181). Bunun
sonucu olarak da tazminatı ödeyen sigortacının haksız eylem
sorumlusuna rücua hakkı olmayacaktır. TK. 1338 gereğince, üçüncü
şahsın kusuru sonucunda vukua gelen zararlardan dolayı sigorta
ettirenin (zarar görenin) sigortalardan tazminat almış olması,
sigorta ettirenin (yani davada kaza sonucu ölen şahsın haleflerinin)
üçüncü şahsa müracaat hakkını ortadan kaldırmaz. Üçüncü
şahıs, sigorta ettirenin sigortası nazara alınmaksızın bütün zarar
ve ziyanının tazmin ile mükellef tutulur (TD. 25.5.1970 K. 2208,
Sıtkı Akyazan, Türk Ticaret Kanunu, Ankara 1971, s. 784, 4. HD.
9.11.1957, K. 6709, Olgaç (1969), s. 284); zira, haksız eylem sorumlusu,
aynı zamanda, hem zarar görene karşı hem de rücu hakkı
kullanan sigortacıya karşı sorumlu olamaz. O halde, sigortacı,
zarar göreni tatmin de etmiş olsa, zarar görenin halefi olmadığından,
sorumludan, bir talepte bulunamıyacaktır. Sigorta hukukunun
bu anlayışının destekten yoksun kalma tazminatına nasıl bir
etkisi olacaktır? Bu son tür tazminatın gayesi, bazı kimselerin
muhtaç duruma düşmelerini önlemelidir; sorumluluğun sebebi de
sadece haksız fiil (ölüm) değildir. Geride kalanların muhtaç durumda
olmamaları halinde, böyle bir talep hakkı doğmayacaktı.
Şimdi, hayatta kalanlar, sigortadan alacakları tazminatla kısmen
168 Prof. Dr. Kemal Tahir GÜRSOY
veya tamamen muhtaç olmaktan kurtulurlarsa, onların artık haksız
fiil sorumlusuna müracaat hakkı kalmıyacak mıdır? Eğer sadece
BK. 45/II'nin uygulama alanında kalınmış olsaydı, bu soruya
olumlu cevap verilecek, yani mademki muhtaç değillerdir, o halde,
dâva haklan da yoktur denilecekti. Ancak, bu suretle hareket
edildiği takdirde, ihtiyatlı hareket etmiş olan sigortalı yerine, haksız
eylem sorumlusu sigortadan istifade ettirilmiş olacaktır. Tekinay,
(s. 180-191); -eğer yanlış anlamamış isek-, hayat sigortalarının
TK. 1338'in kapsamı dışında kalacağı görüşünde olduğu için, bu
tür sigortalarda, sigorta tazminatı nisbetinde haksız eylem sorumlusu
zarar görene karşı sorumluluktan kurtulacaktır ve sigortacının,
ödediği tazminat kadar, BK. 51 gereğince, haksız eylem sorumlusuna
-onu korumuş olmamak için- müracaat (rücu) hakkına
sahip olacağı görüşündedir. Bu hal tarzını kabul herşeyden önce
kaza sigortalarına ilişkin TK. 1338 hükmünün hayat sigortalarına
da şamil olup olmadığına bağlıdır. Yukarıda işaret edildiği gibi,
sigorta hukukçuları ve Yargıtay bu hükmün hayat sigortalarına da
şamil olduğu görüşündedirler.
Bu duruma göre, sigorta hukukunun tanıdığı sarih bir hak
dolayısıyle, can sigortalannda sigortalı, hem sigorta tazminatım
alacak hem de BK. 45/11 gereğince sorumludan tazminat isteyebilecektir.
Görüşümüze göre, BK. 45/11 tazminat hukukunda istisnaî
ve şarta bağlı bir hükümdür; o şart da ölüm nedeniyle bazı kimselerin
muhtaç duruma düşmeleridir. Bizzat ölen veya zarara uğrayanın
yapmış olduğu bir sigorta sonucu, kısmen veya tamamen
yoksun kalmaktan kurtulan kimsenin, artık sorumludan bir şey
isteyememesi maddî tazminattaki (cismanî zarar, cenaze masrafı
vs.) hal şeklinden farklı olarak daha uygun olsa gerektir. Bu
nedenle alman sigorta tazminatı BK. 45'e müsteniden istenecek bir
tazminata, -daha doğrusu zarara- mahsup olunmalıdır. Bu durumda,
BK. 45/II'ye müsteniden dâva edilen, davacının, sigortadan
aldığını zararından indirmesini talep edebilmelidir. Esasen 5434
sayılı Emekli Sandığı Kanununun 129 uncu maddesinin hal şekli
ile, 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanununun 26 ncı maddesinin hal
şekli de esas itibariyle bu merkezdedir.
506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu ile ortadan kaldınlmış bulunan,
6917 sayılı Kanunla değiştirilmiş 4772 Sayılı Kanunun 37
nci maddesinin uygulanışına ilişkin Yargıtay içtihadına göre, sigorta
tazminatını ödeyen Kurum, ölen veya zarar gören işçinin
haklarına halef olur (ÎBK. 22.3.1944, 37/9, ÎBK. 31.5.1954, 18/11
RG. 5746, İBK. 29.6.1960, 13/15, RG. 10625). Yargıtay bu içtihadım
DESTEKTEN YOKSUN KALMA TAZMİNATI 169
506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanununun 26 ncı maddesi hakkında
da muhafaza etmiştir (HGK. 6.1.1968, K. 7 Önol-Pusat-Acarbay, s.
144). O halde, Sosyal Sigortalar Kurumundan tazminat alan ölenin
kanunî halefleri, Kurumdan alman tazminatı sorumludan isteyeceği
yoksun kalma tazminatından indirecektir.
Sosyal Sigortalar Kurumu tarafından yoksun kalana yapılan
ödemeler BK. 45/11 gereğince sorumlu olan işverenden istenebilecek
tazminattan indirilir (9. HD. 4.3.1971, K. 2747, 9. HD. 2.4.1971,
K. 1376, 9. HD. 11.2.1970, K. 14068, Tunçomağ, Türk tş Hukuku,
İstanbul 1971, s. 354). Herhangi bir sebeple yoksun kalana Sosyal
Sigortalar Kurumundan bir ödeme yapılmamışsa, zarar gören, zararının
tamamını işverenden isteyebilir. Davacının bu Kurumu
zamanında dâva etmemesi sonuca etkili olamaz (4. HD. 18.11.1967,
K. 10904, Çenberci, s. 457, N. 121 a). Yargıtay iş kazalarında, risk
nazariyesini kabul etmek suretiyle daha da ileri giderek, ne işçinin
ne de işverenin kusurlu bulunduğu olaydan ileri gelen zararlardan
da işverenin sorumluluğunu kabul etmiş ve ancak işverenin
kusursuz olması halini BK. 43'e dayanarak bir indirim sebebi olarak
kabul etmiştir (HGK. 25.5.1968, K. 343, Oğuzman, ÎHFM, C.
XXXIV, Sayı: 1-4, s. 322, HGK. 1.2.1969, K. 87, Önol-Pusat-Acarbay,
s. 155, 9. HD. 6.3.1969, K. 8, îlmî ve Kazaî İçtihatlar C. IX, s. 7753).
Bir taraftan iş kazalarında, -isabetli olup olmadığı bir yana- kusursuz
sorumluluğu kabul, diğer taraftan da BK. 43'e dayanarak
tazminatta bir indirim yapmada, bir çelişme hali (Tunçomağ, Türk
İş Hukuku, s. 356) mümkündür. Ancak kusursuz olmadan da sorumluluğun
kabul edildiği hallerde, hâkimin, BK. 43'ün tanıdığı
takdir hakkına dayanarak adalet ve nasafetin ve halin gerekli kıldığı
hallerde bir indirim yapmasına mâni olmasa gerekir. Kusurlu
sorumlulukta, sorumlunun kusuruna rağmen, halin icabına göre
bir indirim mümkün iken, daha masum, zarara daha uzak olan
işveren hakkında daha sert hareket edilmesi, bu tür bir sorumlunun
BK. 43'ün himayesinden mahrum bırakılması da anlaşılır bir
keyfiyet değildir. Yeter ki, haklı bir durum bunu gerekli kılmış
ojsun. BK. 43'ün hâkime tanıdığı takdir hakkının sadece kusur
sorumluluklarına- özgü olduğuna dair kanunumuzda bir açıklık
yoktur.
5434 sayılı Emekli Sandığı Kanununun 129 uncu maddesi gereğince,
iştirakçilere yapılan toptan ödemeler veya özellikle emekli,
âdî malûllük, dul ve yetim aylıkları, zarar görenin, sorumludan
isteyebileceği tazminattan indirilecek midir? Adı geçen Kanun
170 Prof. Dr. Kemal Tahir GÜRSOY
129 uncu maddesinde öngörülmüş bulunan özel hükmü bir an için
bir yana bırakacak konuyu sadece can sigortalarına paralel olarak
ele alacak olursak, zarar görenin, hem dul veya yetim aylığını,
hem de sorumludan tazminat isteyebileceğini kabul etmek gerekecektir.
Zira evvelce görüldüğü gibi, zarar görenin, can sigortalarında
(TK. 1338), hem sigorta bedelini alması, hem de sorumludan
tazminat istemesi kabul edilmektedir (TD. 25.5.1970, K. 2208,
Akyazan, s. 784-785). Bunun nedeni, sigorta tazminatının, bizzat sigortalı
veya bir üçüncü kişi tarafmdan ödenen primlerin karşılığı
olmasıdır. Durum Emekli Sandığının iştirakçileri hakkında da aynıdır;
üstelik Sandık normal ölüm ve çalışamazlık hallerinde de
iştirakçiye veya mirasçılarına maaş veya toptan bir ödeme yapılması
zorunludur. Belki, haksız bir fiil bu tür tediyeyi sadece çabuklaştırmıştır.
Bu nedenlerle, bir Emekli Sandığı iştirakçisinin
ölümü halinde, dul veya yetimlerin bağlanacak aylıkların veya
verilecek tazminatın, haksız fiil sorumlusundan istenecek tazminattan
idirilmemesi gerekeceği iddia edilebilir.
Yukarıda can sigortlan dolayısıyla belirttiğimiz endişe burada
da kendini gösterecektir; yani, yoksun kalma tazminatı ancak
muhtaç olma şartının varlığına bağlıdır. Alman veya alınması munakkak
olan emekli aylığı veya tazminatının, kısmen veya tamamen,
muhtaç olma durumunu bertaraf etmesi halinde, BK. 45/11'-
nin şartları mevcut olmayacağından, bu ölçüde, istenememesi gerekir.
Bu takdirde, Emekli Sandığınca bağlanmış ve bağlanması
muhakkak bulunan dul ve yetim aylığı veya toptan ödemelerin,
sorumlunun ödeyeceği tazminattan indirilmesi istenebilmelidir.
Bu sonuç, görüşümüze göre, 5434 sayılı Emekli Sandığı Kanunun
129 uncu maddesinin öngördüğü hükme de pareleldir. Zira,
bu hüküm, Emekli Sandığına, sorumlular aleyhine kullanılmak
üzere -üçüncü şahıs olarak- bir dâva hakkı tanımaktadır. Bu hükümdeki
«üçüncü şahıs» teriminden ne kasdedildiği açık olmamakla
beraber, bunun, zarar görenlerin halefi şeklinde anlamak zorunluluğu
vardır. Aksi takdirde, Sandığa böyle bir hakkı tanımak için
başka bir hukukî neden yoktur. O halde zarar görenler, Sandık tarafından
tatmin edilir ve onların muhtaç olma durumları ortadan
kalkarsa, ayrıca onların BK. 45/11'ye dayanarak sorumludan tazminat
istemeleri düşünülemez.
Eğer zarar görenler, buna rağmen, BK. 45/II'ye dayanarak
sorumludan, yoksun kalma tazminatı istemişlerse, dâvâlı, Sandık
tarafından yapılan edaların zarardan tenzilini ileri sürebilir; hatta
bu cihet, hâkim tarafından resen nazara (BK. 42) alınmalıdır.
• I ' ' • • :ı M ' i i i n i i m - ı . i - ii • 11 >wı. <m**m***<**W'**" ^'M. I •*••#* H J \..^:^mmm* -ı^mmDESTEKTEN
YOKSUN KALMA TAZMİNATI 171
Yetim veya dul aylığı bağlayan veya toptan tazminat veren
Emekli Sandığı, sorumluya, 129 uncu madde gereğince rücu edebilecektir.
Fikrimizce bu maddenin tanıdığı dâva hakkı, BK. 51 'in
tanıdığı talep hakkından başka bir şey değildir. Ancak, kanun koyucu,
ölen iştirakçinin aylığından yapılan kesintileri dikkate alarak
ve nasafet fikrinden hareketle, sorumludan alacağı tazminatın
bir kısmını, zarar görenlere vermeyi uygun bulmuştur.
Netice, haksız fiil sorumlusunun ödeyeceği tazminatta, Emekli
Sandığınca bağlanan veya bağlanması muhakkak olan edalar, tenzil
edilmelidir. Biraz aşağıda görüleceği gibi Yargıtayın her iki istikamette
de kararlan mevcuttur.
Şayet dâvâlı tarafından böyle bir defide bulunulmamış veya
bu talep mahkemece redolunarak, davalı tam tazminata mahkûm
edilmişse, fikrimizce, bu ölçüde davacı, Emekli Sandığına karşı,
kısmen veya tamamen talep hakkını kaybetmelidir; yani zarar görenler
iki defa tazmin edilmemelidir.
5434 sayılı Emekli Sandığı Kanununun 129 uncu maddesinin
ne suretle uygulandığı hakkında Emekli Sandığı Genel Müdürlüğü
nezdinde yaptığımız araştırmadan, bu maddenin fazla bir uygulama
alanı görmediği anlaşılmaktadır. Ancak Yargıtayın tetkikinden
geçmemiş ve istanbul Asliye 8 inci Hukuk Mahkemesinin
18.1.1960 tarih ve 59/347 esas ve 9 sayılı karan bu hususla ligili
bulunmaktadır ve mahkeme esas itibariyle yukandaki görüşümüzü
kabul etmiştir: Olay şudur: Emekliliğe hak kespetmiş olan bir
Emekli Sandığı iştirakçisi bir trafik kazası sonucu ölmüştür. Miras
bırakanın mirasçılarına Sandıkça dul ve yetim maaşı bağlanmıştır.
Diğer taraftan ölenin mirasçılan ayrıca İstanbul Asliye 4
üncü Hukuk Mahkemesi nezdinde haksız fiil sorumlusu aleyhine
maddî (destekten yoksun kalma) ve manevî tazminat davası açmışlardır.
Bu mahkeme 27.9.1957 tarih ve 954/983 esas ve 957/916
sayılı karan ile, haksız fiil sorumlusunu, her bir mirasçı lehine
maddî ve manevî tazminat tediyesine mahkûm etmiş ve mahkeme
açıkça davacılann lehine Emekli Sandığınca bağlanmış bulunan
dul ve yetim maaşlarının bir indirim sebebi olarak nazara alınamayacağını
içtihat eylemiştir. Bu durumu sonradan öğrenen
Emekli Sandığı, kendilerine dul ve yetim maaşı bağlanmış olan
kimseler lehine ve haksız fiil sorumlusu aleyhine hükmedilmiş tazminattan
dul ve yetim aylığının 5 yıllık kısmının 129 uncu maddeye
istinatla kendisine ait olacağını ve bu miktara davalılann mahkûm
edilmesini iddia etmiştir İstanbul Asliye 8 inci Hukuk Mah172
Prof. Dr. Kemal Tahir GÜRSOY
kemesi yukarıda işaret ettiğimiz 18.1.1960 tarihli karariyle ve şu
gerekçe ile talebi kabul etmiştir :
«Aynı maddenin birinci fıkrası hükmünden iştirakçinin her
hangi bir şekilde zarar görmesi halinde, zararı ika eden hakkında
açılan tazminat dâvasına emekli Sandığının iştirak edebileceğini
belirtmektedir. Sandığın daha evvel dâvâlılar tarafından böyle bir
dâva açıldığından haberi olmadığı gibi haberi olupta iştirak etmese
dahi iştirakçi veya mirasçılarının menfaat temin etmeleri halinde
2 inci fıkradaki belirtilen üçüncü şahsın ödiyeceği tazminattan
talepte bulunmaya hakkı vardır.
Emekli Sandığı üçüncü şahıstan alınacak tazminatların ancak
maddî olanlarında hak iddia edebilir. Fakat mahkemece tayin
edilen manevi tazminatlardan tahsili cihetine gidilmeye ve mânevi
tazminat müessesesinin mahiyeti ve gayesi müsait değildir. Bu
bakımdan mezkûr 129 uncu maddedede yazılı para tazminatlarından
kasıt zarar karşılığı ödenmesi icabeden tazminat olması icabeder.
»
Tandoğan, 129 uncu maddenin Emekli Sandığına tanıdığı talep
hakkını nazara almadan, zarar görenin maaşından kesintiler
karşılığı maaş bağlandığı gerekçesiyle -can sigortalarında olduğu
gibi- bu yüzden, bir indirim yapılmasını reddetmektedir. Bu hal
şekli, zarar görenin her iki taraftan da tazminat alması demektir.
Fakat, aynı yazar devamla, 129 uncu madde hükmünü tekrar ederek,
Sandığın ayrıca sorumludan tazminat isteyeceği fikrindedir.
Bu ise, eğer yanlış anlamamış isek, haksız fiil sorumlusunun, aynı
zarardan iki defa sorumlu tutulması demek olur.
Tekinay ise, meseleyi gayet güzel vazetmekle beraber, konuyu
sadece BK' 45/11 yönünden halletmek istemektedir; yani Emekli
Sandığınca bağlanan maaş veya yapılan toptan ödeme oranında
«bakım ihtiyacı» yoktur, bu oranda da zaratr görenin sorumluluğu
azalır, netice itibariyle, sorumlu, zarar görenin veya üçüncü kişinin
ödediği kesintilerden -haksız olarak- faydalanır. Yazar, vaki
haksızlığı gidermek için, haksız fiil sorumlusuna karşı kullanmak
üzere, sandığa bir rücu hakkı tanımak ister. Bu hal şekli, ancak,
sandıkça fiilî bir tediyenin veya tahsisin yapılmış olması halinde
mümkündür. Fakat zarar gören sandıktan hiçbir talep veya tahsilatta
bulunmadan, haksız fiil sorumlusuna karşı dâva açarsa, dâvâlı,
henüz bir tahsis veya tediye vuku bulmadan, sandığın mükellef
olduğu tediyeleri ileri sürebilecek midir? Bizce bu soruya olumsuz
cevap vermek gerekir, zira, bu durumda, aynı zarardan, soDESTEKTEN
YOKSUN KALMA TAZMİNATI 173
rumlu olan iki kimse vardır (nakıs teselsül hali). Eğer zarar gören,
zararını kısmen veya tamamen, dâva yoluyla haksız fiil sorumlusundan
almışsa, bu oranda, sandığa karşı da talep hakkını kaybedecek
ve bu tediye, kısmen veya tamamen sandığı yükümlülükten
kurtaracaktır. Bu suretle, sorumlu, iki defa tazmin etme yükünden
kurtulmuş olacaktır. Sözü edilen, 129 uncu maddenin sorumlu
aleyhine Sandığa tanımış olduğu talep hakkı ancak bu suretle
değerlendirilebilir. Yargıtayın içtihadı birbirini tutmamaktadır.
İçtihatların bir kısmında (4. HD. 11.5.1951 K. 3687, Külliyat, C. III,
N. 421, 4. HD. 30.1.1958, K. 585, Emsal Kararlan, s. 30, 4. HD.
4.11.1961, K. 9210, Olgaç (1969), s. 330, N. 16), Emekli Sandığınca
bağlanan aylıklar ile söz konusu haksız fiil arasında bir nedensellik
bağı bulunmaması sebebiyle, mahsup reddedilmektedir. Buna
karşılık, daha yeni tarihli olan HGK'nun içtihadı (HGK. 15.11.1967,
K. 338, İlmi ve Kazaî İçtihatlar, C. VIII, s. 5854) bunun tamamen
aksi istikamette olup, mahsubun yapılması gerekeceği merkezindedir.
Fikrimizce, haksız fiil sorumlusunu iki defa mesul etmemek
için, Yargıtay içtihatlarının Hukuk Genel Kurulunun İçtihatları
istikametinde birleştirilmesi gerekir. Bu hal şekli için diğer bir
gerekçe de, daha önce temas etmiş olduğumuz, 506 sayılı Sosyal
Sigortalar Kanununun 26 ncı maddesi hükmü ve bu maddenin
uygulanmasına ilişkin Yargıtay içtihatlarıdır (HGK. 6.1.1968, K.
7, Önol-Pusut-Acarbay, s. 144). Filvaki bu hükme göre, Kurum ödediği
tazminat oranında, zarar görenin haklarına halef olur. Aşağı
yukarı aym şartlarla çalışan iki tür sosyal güvenlik sigortasında
ayn ayn hal tarzlan uygun olmasa gerekir. Bu söylenenler yalnız
destekten yoksun kalma tazminatı hakkmda değil, cismanî zararlar
nedeniyle istenebilecek (BK. 46) maddî tazminatlar hakkında
da geçerlidir.
Ölüm yüzünden yapılmamış olan masrafların indirilmesi:
Destekten yoksun kalma dâvasını açana karşı, dâvâlı ölüm nedeniyle
artık dâvacımn bazı masraflan yapmaktan kurtulacağını, bu
nedenle, destek ölmemiş olsaydı davacının yapmak zorunda bulunacağı
bakım, öğrenim giderlerini artık yapmayacağını, binaenaleyh,
zaranndan bu masraflann indirilmesini isteyebilir mi? Federal
Mahkeme, ilk içtihatlarında diğer gerekçeler yanında, burada
maddî bir zararın söz konusu olmadığını, ve bu nedenle, mahsuba
ilişkin hükümlerin burada uygulanamayacağını içtihat eyledi
(BGE 46 II 127, 58 II 40). Fakat, karısı ölen erkek tarafından açılan
bu tür dâvada, sağ kalmış olması halinde, davacı kocanın, ka174
Prof. Dr. Kemal Tahir GÜRSOY
nsına yapmak zorunda kalacağı masrafların, istenen tazminattan
tenzili gerektiğini içtihat etti ve bu içtihat doktrince uygun görüldü
(Oftinger, § 6 II 162 N. 47; Tandoğan, § 15 III, s. 271; Tekinay,
s. 196). Yargıtay bazı içtihatlarnıda Federal Mahkeme gibi, destek
olmamış olsaydı ona yapılması gerekli olan masrafların zarardan
tenzilini reddettiği halde (4. HD. 11.5.1960, 7681/4393. Tekinay,
s. 196, 4. HD. 1.3.1960, 4043/2401 Son İçtihatlar, 1961 No: 161 s.
4837, HGK. 18.10.1967, 342/457, Olgaç, (1969), s. 321 N. 3) diğer bazı
kararlarında bu mahsubu kabul etmektedir (4. HD. 3.10.1966,
4938/8581, Karahasan, s. 493; 4. HD. 27.6.1968, 5517, Karahasan,
s. 497).
Üçüncü kişiler tarafından yapılan yardımlar: Bir kimsenin
uğradığı zarar münasebetiyle, üçüncü şahıslar tarafından yapılan
yardımlar, kural olarak, zarardan indirilmez. Zira, bu tür yardımlar,
sorumluyu borcundan kurtarmak için değil, zarar göreni korumak
için yapılır. Fakat, karşılıksız yardım yapan, yardımını sorumluyu
korumak maksadıyla da yapmış olabilir, bu son halde,
sorumlunun mesuliyeti, bu oranda, azalır (Oftinger, § 6 II, s. 160).
Ancak yardımdan yoksun kalma zararında bu genel prensipten ayrılmak,
sadece zarar göreni korumak için de yapılmış olsa, üçüncü
şahıslarca yapılan yardımları da yoksunluğu kısmen veya tamamen
kaldıran bir faktör olarak kabul etmek uygun olur. Tıpkı
sigortada ölenin mirasçısı olma halinde olduğu gibi, bu hallerde
zarar gören artık muhtaç olmaktan kurtulmuştur.
İndirim sebeplerinin ileri sürülmesi: Yoksun kalma tazminatının
indirilmesini gerektiren özel durumlar varsa, bunun dâvâlı
sorumlu tarafından defi yoluyla ileri sürülmesine lüzum yoktur;
bu faktörler, bizatihi zararın miktarı ile ilgili -yani bir itiraz sebebiolduğundan,
hâkim bunları resen nazarı itibare almalıdır (Oftinger,
% 6 II 163; Tekinay s. 200), (4. HD. 13.3.1967, 15422/2244, Olgaç,
(1969), s. 320, dn. 4).
Yargıtay içtihadına göre, eylemin ilişkisi olmadan, zarar doğduktan
sonra, başka bir vesileyle, zarar görenin malî durumunda
vukua gelecek bir artış, tazmin borçlusunun yararına, zarardan
bir indirim yapılmasını gerektirmez (4. HD. 5.12.1969, K. 10127
Çenberci, s. 837).
VII — TAZMİNATIN TAYİNİ :
1) Kural: Zararın tespitine ve tazminatın hesaplanmasına
ilişkin kurallar burada da uygulanır. Bununla beraber, ölenin
DESTEKTEN YOKSUN KALMA TAZMİNATI 175
ölüme muvafakat etmiş veya ölümü arzu etmiş olması, her zaman
tazminat miktarının azaltılmasına esas olamaz, zira bir kimsenin
ölüme rıza göstermiş olması, hukuka aykırılığı ortadan kaldıramaz.
Fakat, hâkim, BK. 44/Ie dayanarak, bu durumu tazminat
miktarının indirilmesi sebebi olarak kabul edebilir (4. HD. 1.12.
1958 3340 Emsal, s. 909, 4. HD. 31.3.1959 5331/3812 Ad. Der. 1960
s. 1086, 4. HD. 22.2.1952 1321/99, Külliyat, C. V. 114). Ölüm olayında
ölenin ve varsa destekten yoksun kalan davacının kusuru nazara
alınır. Gerekli dikkati göstermemiş olan ana-babanın kusuru,
çocuklarının ölümü sebebiyle isteyecekleri yoksun kalma tazminatının
tayininde nazara alınır (JdT 1928 I 290, BGE 43 II 187, 46
II 155, 58 II 246; Oftinger, § 7 I s. 239). İçtihadı birleştirme kararına
göre, iş kazası dolayısıyla, destekten yoksun kalma tazminatı
ödeyen ve bu sigortalının hakkına halef olan Sosyal Sigortalar
Kurumuna karşı, sorumlu, sigortalının müterafik kusurunu (BK.
44/1) ileri sürerek tazminat miktarının indirilmesini isteyebilir
(İBK. 31.3.1954 17/10 RG. 8755).
2) Destek tarafından yapılan yardımın miktarı: Ölen destek
tarafından davacıya yapılan yardım miktarı, rakam olarak belli
ise, örneğin, her ay belli bir para ödemekte ise, esas itibariyle, bu
miktarı dâvâlının tazmin etmesi gerekir. Bununla birlikte, gerek
destek gerekse davacı nezdinde, ileride meydana gelecek değişiklikler
yüzünden, evvelce yapılmakta olan yardım miktarının azalması
veya artması muhtemel ise bu cihet de, göz önünde tutulmalıdır.
Ölenin yardımı, hizmet veya şey edası şeklinde ise, vaki zarar,
bunların değerlerinin tespiti suretiyle tayin olunur. Ekseri ahvalde
destek tarafmdan davacıya yapılan yardımlar açık olarak belli
değildir, örneğin, eşin, evlâdın, kardeşin veya ana-babanın yaptıkları
veya yapacakları yardımların neden ibaret olduğu veya olacağı
belli olmaz. Bu takdirde, desteğin geliri ve bu gelirden kendi
şahsî ihtiyacı için ayıracağı miktar çıktıktan sonra arta kalan tespit
olunur (9. HD. 22.9.1964, K. 6103, Çenberci, s. 822, dn. 205), sonra
da onun gelirinden yoksun kalana ayırdığı veya ölmemiş olsaydı
ayıracağı miktar saptanır. Bununla birlikte, bu hallerde de, özel
durumları göz önünde tutmak gerekir. Meselâ, şimdiye kadar ölenle
birlikte yaşayan kimse desteğinin ölümü dolayısiyle tek başına
yaşamak zorunda kalacak ise, bu yüzden ölenle birlikte yaşamasına
nazaran daha fazla masraf yapmak zorunda kalabilir, insan vücuduna
yapılan zararların tayininde olduğu gibi; davacının ilerdeki
malî durumunun daha iyi veya daha fena olabileceği düşünülmeli
ve gerektiği takdirde onun lehine kademeli bir gelire hükmolunmalı176
Prof. Dr. Kemal Tahir GÜRSOY
dır. Özellikle işçiler hakkında muhtemel ücret artışları gözönünde
tutulur; kökleşmiş uygulamalara göre ortalama ücret artışlarının
her yıl için % 5 olacağı kabul olunur. Bununla beraber, ücret
artışları belli bir kademede durur (9. HD. 13.6.1969. K. 6793.
Çenberci, s. 819, dn. 197). Farazi destek halinde (örneğin ölenin küçük
bir çocuk olması), onun ileride davacıya yapacağı muhtemel
bir yardım bir sürü ihtimallere bağlıdır. Çocuğun yeyip-içmesi, bir
iş güç sahibi olup olmaması, seçeceği mesleğin özelliği ve nihayet
söz konusu davacıya yardım etme niyetinde olup olmıyacağı. Bu
hususlar hakkında peşin bir hüküm vermek mümkün olmadığı için,
hâkim, büyük ölçüde takdir yetkisini kullanacak bu ihtimallerin
derecesine göre, gerekirse, dâvâlının mahkûm olacağı tazminat
miktarından indirmeler yapacaktır (Oftinger, § 6 IV, s: 213, BGE
66 II 257, 66 II 220).
3) Desteğin yardımının devam süresi: Ölüm vukua gelmemiş
olsaydı, destek daha ne kadar süre içerisinde davacıya yardım edecek
idi? Bu da, bir çok faktörlerle birlikte, desteğin ve yardım görenin
muhtemel yaşama süresine bağlıdır. Fakat herhalde bunlardan
birisinin ölümü ile yardım sona erecektir (4. HD. 9.11.1957,
6706/6709, K. Reisoğlu, s. 185). O halde, herşeyden önce, öldürülmemiş
olsaydı destek daha ne kadar yaşıyacaktı, bunu tahmin etmek
gereklidir (4. HD. 2.2.1965, 2025/546, Olgaç, (1969), s. 325, N. 10).
Daha yaşlı olanın her halde daha önce öleceği kabul edilemez. Bu
^edenle, evvelâ ölenin hayatı boyunca yardım yapmağa devam edeceği
kabul olunur sonra yapılacak bu yardımların yekûnu alınarak,
dâvâlının mahkûm edileceği tazminat miktarı hesaplanır. Bu
meblâğ, peşin ve toptan ödenmesi halinde, bu hususta mevcut teknik
usullere göre kapitalize edilir. Yani, peşin para değerine dönüştürülür.
Bununla beraber, yeni görüş ve uygulamalar tazmin
borçlusunun muhtemel yaşama süresini değil, onun çalışıp kazanma
imkânına sahip olduğu sürenin nazara alınması şeklindedir.
Filvaki, bir kimse yaşasa bile, ihtiyarlığı nedeniyle artık bir
kazanç sağlıyamaz hale gelebilir; onun sadece yaşaması ihtimali
gözönünde tutularak tazminat hesap edilirse, haksız sonuçlara varılabilir.
Üstelik, yoksun kalanın da muhtemel yaşama süresi lehine
hükmedilecek tazminat miktarı bakımından önemlidir. Bütün bu
karışık ve teknik sorunlar karşısında, isabetli bir karar verme
mümkün olmadığından, Federal Mahkeme, desteğin muhtemel yaşama
süresince onun faaliyet süresinin ortalamasını almak suretiyle,
orta bir hal tarzını tercih etmek zorunda kalmıştır (BGE 81 II
42, Oftinger, § 6 IV, s. 216). Kuraldan ayrılmayı gerektiren özel duDESTEKTEN
YOKSUN KALMA TAZMİNATI 177
rumlar daima gözönünde tutulmalıdır. Desteğin çok küçük yaşta
olması, bu tür bir özel durum teşkil eder. Gerçekten, bugün küçük
ve muhtaç olan kimsenin özel bir hali yoksa bir süre sonra kendi
hayatını kendisinin kazanması tabiidir. Bu nedenle bu tür bir kimse
lehine hükmedilecek gelir veya tazminatın ne vakit sona ereceği
düşünülmelidir. Eskiden isviçre'de çocuğun 18 yaşını ikmal etmesi
yardıma muhtaç olma devresinin son sınırı olarak kabul edilmekte
idi (BGE 49 II 366, 53 II 180, 58 II 238). Yeni kararlarda bu sınır
20 yaşına çıkarılmıştır (BGE 57 II 184, 58 II 263, 59 II 462, 72
II 168). Çocuğun tahsile devam etmesi veya malûl olması hallerinde
bu sınır daha da yükselebilir (BGE 72 II 168). (HGK. 26.10.1966,
256256/257 «erginlik çağı», Karahasan, s. 503, TD. 12.6.1956, 2204/
3430, Külliyat, 1956, C. XI, s. 127; 4. HD. 4.3.1865, 13335/1121, Karahasan,
s. 501).
Yargıtay kararlarında desteğin 65 yaşma kadar yaşayacağı kabul
olunmaktadır (4. HD. 29.9.1958, K. 4107/5800, Emsal, s. 29). Dokuzuncu
Hukuk Dairesi işçinin 60 yaşma kadar çalışabileceği esasından
hareket etmekte ve bu bakımdan Sosyal Sigortalar Kanununda
yaşlılık sigortaları yönünden öngörülmüş bulunan 55 yaşının
bu tür sigortalara özgü olacağı, bunun dışındaki haller için, bu
hükmün bağlayıcı olmadığı içtihadmdadır. Ayrıca Yargıtay'a göre
60 yaşından sonra da çalışma imkânının kabulü için bu nedenlerinin
kararda gösterilmesi gerekir (9. HD. 12.3.1971, K. 3615, 6.4.
1971, K. 6823, 28.10.1971, K. 21914, Çenberci, s. 825, dn. 213).
4) Yardımın başlıyacağı tarih: Farazi destekte ileride destek
olacak kimsenin yetişmesi, kazanç sağlar hale gelmesinden itibaren
destek olabileceği kabul edilir. Ölen 5 yaşında ise bunun ancak
15-16 yaşlarında ana veya babası için destek olabileceği düşünülür.
Bu nedenle ödenecek tazminatın da ancak bu andan itibaren
hesaplanması gerekir. Ayrıca yardıma muhtaç olma durumunda
da vaziyet böyle olabilir; bugün için muhtaç olmayan bir kimse
bitr süre sonra yardıma muhtaç hale gelebilir. Bu son halde de
tazminat bu andan itibaren hesap edilir. Böylelikle fiilî yardımın
daha geç bir tarihte başlaması halinde, davacıya, şimdiden tazminat
olarak peşin ödeme onun çok daha sonra hak edebileceği bir
parayı şimdi vermek olur. Bu takdirde yapılan erken tediye için
bir iskonto yapmak gerekir (4. HD. 2.2.1965, 2025/456, Olgaç, (1969),
s. 325, N. 10). İsviçre'de bu maksatla yapılmış hazır tablolar mevcuttur.
Birçok ihtimaller karşısında bu gibi hallerde tazminatın
miktarı hâkim tarafından nesafete (ex aequo et bono) göre tayin
olunmaktadır (Oftinger, § 6 IV s. 217).
178 Prof. Dr. Kemal Tahir GÜRSOY
VIII) TAZMİNATIN ŞEKLİ :
1) Genel olarak: İnsan vücuduna yapılan zararlarda olduğu
gibi, burada da tazminat, sorumlu olanın davacı lehine (gelir) irat
veya toptan bir meblâğ (sermaye) ödemesi şeklinde olur. Bunlardan
birisini seçme hâkimin takdirine bırakılmıştır. Bununla birlikte,
gelir şeklindeki tazminat, destekten yoksun kalma tazminatının
mahiyetine en uygun olanıdır. Fakat gelirin uzun seneler ödenecek
olması, ciddi, sakmcalar meydana getirebilir. Evvelâ, yoksun
kalanın seneler sonra ihtiyaç durumu değişebilir. Hatta, muhtaç
olmaktan da kurtulabilir; bunların seneler önce nazara alınması
ve hükmedilecek gelir miktarının ona göre saptanması mümkün
değildir. Diğer taraftan, modern iktisadiyatta normal hal almış bulunan
paranın satın alma gücünü kaybetmesi, senelerce evvel hükmedilmiş
bir geliri bazan pek gülünç bir hale getirmiş olabilir. Örneğin
1950 yılında 250 liralık aylık tazminat, bir kimsenin geçimi
için aşağı yukarı yeterli iken, bu miktar bir aylık 1970 yılı rayicine
göre gülünç olabilir. Buna karşılık, sermaye şeklinde hüküm
edilen tazminatı, alacaklı, bu ilerdeki ihtiyaçlarını karşılamayacak
şekilde isabetsizce kullanabilir, bu suretle de muhtaç olduğu bir
meblâğı elinden çıkarabilir. Diğer taraftan, gelir şeklindeki tazminatta
borçlunun teminat vermesi, bu teminatm verilmesi sorumlu
için her zaman kolay değildir. Bu nedenle, uygulamada gelir şeklindeki
tazminata fazla tesadüf edilmemekte ve mahkemelerimizin
bu istikametteki uygulaması umumiyetle tasvip görmektedir (Konunun
Türk ve Mukayeseli Hukuk yönünden incelenmesi, Fikret
Eren : Destenten Yoksun Kalma ve Vücut Bütünlüğünün İhlâli Hallerinde
Ödenecek Tazminatın Şekli, Prof. Dr. Hüseyin Cahit Oğuzoğlu'na
Armağan, Ankara 1972, s. 163-174). Tedavi masrafları veya
çalışamamış olmadan dolayı uğranılan zararlarla cenaze ve mezar
masrafları hakikî zarar olarak talep edilir.
2) Gelir {irat) şeklinde tazminat: Bu, miktar ve süre itibariyle,
ölenin gelirinden davacıya ayırdığı veya ayırabileceği miktara
eşit olmalıdır. Bunun için de önceden sorumlunun geliri, sonra
da davacıya ayıracağı kısım tespit ve tayin olunur. Bununla birlikte,
gerek sorumlunun gerekse muhtaç olanın durumları zaman
zaman değişebilir, bu cihet mümkün olduğu kadar gözönünde tutulmalıdır.
Gelir, davacının muhtaç halinin devamı süresince ve nihayet
onun hayatı boyunca ödenir. Davacı kadının tekrar evlenmesi,
nişanlı kadının başkasıyla nişanlanması veya evlenmesi veya banların
sonradan kazançlı bir iş sahibi olmaları gibi. Bu gibi ihti-
.|niiPHi.|Mi,- .ı.ıi >t d >ı>nwitpiK»teitwi<M.. • >»•" t *•* IM; J )•• -ı»*"»•«•»»«.ı.HUM»-1 (•>;•• |
DESTEKTEN VOKSUN KALMA TAZMİNATI İ79
maller hükümde saklı tutulabilir. Özellikle çocuklara ödenecek
olan gelirin hangi yaşa kadar ödeneceği hükümde belli edilmelidir.
3) Sermaye şeklinde tazminat: Hâkim gelir şeklinde bir tazminata
hükmedeceği yerde sorumluyu toptan bir meblâğa mahkûm
edebilir. Bunun desteğin ölmemiş olması halinde davacıya
gelirinden ayıracağı miktara eşit olması lâzımdır (4. HD. 2.2.1965
2025/546, Olgaç (1969), s. 325 N. 10). Hâkim gelir ve sermaye şeklindeki
tazminatı birlikte hükme bağhyabilir; örneğin, davacıya
belli bir yaşa (meselâ 65 yaşına) kadar olan zarar için sermaye tazminatına
bu yaştan fazla yaşaması hali için de gelir tazminatına
hükmedebilir (4. HD. 30.11.1948 5653/5083).
Sermaye tazminatı şu surette hesaplanır: Evvelâ dâvâlı gelir
şeklindeki bir tazminata mahkûm edilmiş olsaydı alacaklıya ödeyaceği
beher gelir taksitinin tutarı ne olacaktı (ayda veya üç ayda
bir) bu tayin edilir. Sonra, bu gelir muhtemel devam süresine
göre çoğaltılır. Gelirin muhtemel devam süresi, hem gelir alacaklısının
hem de irat borçlusunun hüküm tarihindeki yaşı göz önünde
tutulur. Bu maksatla mevcut ölüm tablolarından faydalanılır.
Fakat iş bununla bitmiş olmaz. Zira gelir taksitlerinin yekûnu davacıya
derhal ödendiği takdirde, davacı ancak seneler sonra elde
edebileceği bir parayı şimdi elde etmiş olacaktır. Bu nedenle alacaklının
parayı peşin ve erken almasından doğan faydaları tazminat
miktarından indirilir (4. HD. 2.11.1957 5819/6595, Olgaç, (1969),
s. 325, N. 11). Bu ameliyeye «iradın sermayeye kalbedilmesi» denir.
Bu da herşeyden evvel piyasadaki cari faiz nispetine bağlıdır.
Destekten yoksun kalma tazminatı bilirkişiler tarafından hesaplanır.
Ancak bilirkişinin bu hesabı yaparken, verilecek tazminatın
peşin sermaye değeri dikkate alınır. Sorumlu tarafından ödenecek
tazminat, peşin sermaye değerinden ibarettir (9. HD. 22.2.
1964, K. 6103, Çenberci, s. 822 dn. 205). Bu hesap yapılırken İstatistik
Genel Müdürlüğü ve Çalışma Bakanlığınca benimsenmiş ve
doktrin ve içtihatlarla desteklenmiş bulunan P. M: F. tablosunun
esas alınması gerekir (4. HD. 25.10.1968, K. 8279, Karahasan, s. 496,
4. HD. 18.12.1969, K. 1045, Çenberci, s. 827, dn. 221 a) (Bkz. ekteki
tablo).
Farazi desteğin özellikle çocukların ölmesi halinde, halli gereken
bir sorun daha vardır. Henüz 5 yaşında ölen çocuğun ölümünden
dolayı annesine yoksul kalma tazminatı verilmesine hükmedilmesi
ve bu tazminatın sermaye veya gelir şeklinde şimdiden kendisine
verilmesi, keza davacıya ayrıca çok erken bir menfaat sağ18Û
Prof. Dr. Kemal Tahir GÜRSOY
Uyacaktır. Çünkü bugün 5 yaşında olan çocuk ancak 10 ile 12 sene
sonra kazanç sağlar hale gelecek ve davacı ana için destek olabilecektir.
O halde şimdi ödenecek bir tazminatta bu noktanın da
gözönünde tutulması ve gerekli indirimin yapılması icabeder. Ancak
destekten yoksun kalma tazminatı alacaklısının da o tarihte
(10 ile 12 sene sonra) daha yaşlanmış ve ömrü kısalmış olacaktır.
Kaza zamanında çocuk 5, anne de 25 yaşında ise 12 sene sonra anne
37 yaşında olacağından onun lehine hükmedilecek gelir veya
sermaye tazminatı bu yaş göz önünde tutularak hesaplanacaktır.
O halde misâlde olduğu gibi şimdi 25 yaşmda olan bir anaya verilecek
tazminat bu cihet de göz önünde tutularak hesap edilecektir.
Federal Mahkemenin bu husustaki uygulamaları şöyledir: Evvelâ,
ölen çocuğun şimdiki yaşı nazara alınarak alacaklıya ödenecek
gelir (aylık veya 3 aylık) tayin olunmakta ve bu gelir, derhal
ödenecekmiş gibi, rayiç faiz (meselâ % 4 veya 5) üzerinden sermayeye
çevrilmekte, kapitalize edilmektedir. Sonra da, derhal başlayan
ve fakat çocuğun çalışma gücüne sahip olacağı tarihe kadar
devam edecek olan bu irat, sermayeye çevrilmekte ve bu son rakam,
birinci rakamdan indirilmekte, aradaki fark, ileride başlayacak
gelir tazminatının peşin para değerini teşkil eylemektedir (Oftinger,
§ 6 IV s. 193, BGE 63 II 63, 72 II 208, 77 II 153, 81 II 42;
4772 sayılı Kanunun uygulanmasına ilişkin örnekler: Tekinay, s.
225).
Gelir tazminatının peşin sermaye tazminatına tahvili yapılırken
hangi tarih esas alınacaktır; ölümün vukua geldiği tarih mi,
yoksa hükmün verileceği tarih mi? Cismanî zararlarda hüküm tarihi
esas alınır; karar tarihine kadar vukua gelen zararlar fiilî zarar
olarak hükümde nazara alınır (BGE 77 II 153, 82 II 35, 84 II
300, Oftinger, § 6 IV s. 184, 192). Ölüm halinde ise bu cihet tartışmalıdır.
Federal Mahkeme karar tarihini değil, olay tarihini esas
almıştır (BGE 84 II 300). Buna karşılık Oftinger, hüküm tarihinin
esas alınacağı görüşündedir. Bu son görüşe göre olay tarihinden hüküm
tarihine kadar meydana gelen zararlar, hakikî zarar olarak hükümde
nazarı itibare alınır. İki hal tarzı arasındaki pratik farkı
şöyle açıklıyalım : Ölen destek 70 yaşında olsa onun ortalama yaşama
cetvellerine göre muhtemel yaşama süresi 9 yıldır. Bu kimsenin
ölümü üzerine hesaplanacak gelir ve sermaye tazminatı 9 sene üzerinden
olacaktır. Ancak bu dâvanın 5 sene sürdüğü kabul edilirse,
ölenin sağ kalsaydı 75 yaşına kadar yaşıyacağı kabul edilecek ve
bu yaşta olan kimsenin ileride muhtemel yaşama süresi ise istatlsDESTEKTEN
YOKSUN KALMA TAZMİNATI 181
tiklere göre 7 sene olduğundan, hüküm tarihi esas alındığı takdirde
iki yıl eksiğiyle tazminatın 7 sene üzerinden hesaplanması gerekecekti
(Örnek Tekinay, s. 227'den alınmıştır). Bize de bu son şekil
daha adil gözükmektedir.
IX — FAÎZ
Tazmin borcunun zararın meydana geldiği günden itibaren
doğmuş olduğu ve binaenaleyh o andan itibaren faize tabi bulunduğunu
evvelce görmüştük. Yoksun kalma tazminatında bu yönden
bir tereddüt mümkündür. Zira burada davacının istediği ve
dâvâlının da mahkûm olduğu zarar henüz olay veya hüküm anında
meydana gelmiş değildir. Burada ileride meydana gelecek bir —farazi—
zarar söz konusudur. Gerçekten ölen çocuğun yardımından
mahrum kalma istikbale (ileriye) ait bir husustur; diğer taraftan
yapılan veya yapılacak olan yardımlar zaman süresi içerisinde olacaktır.
Bu nedenle bu tür zararlarda, zararın olay günü meydana
geldiği söylenemez ve bu sebeple de olay günü muaccel hale gelmiş
bir para borcu yoktur. Esas itibariyle bu tereddütler yerindedir. Ancak
hâkim yoksun kalma tazminatına hükmederken zararın ileride
vukua geleceğini göz önünde tutarak bu tür zarar için şimdi ödenecek
tazminatın peşin para değerini, —piyasadaki faiz nispetini göz
önünde tutmak suretiyle— takdir ve tayin edecektir. Bu suretle
hükmolunan tazminat, hükmün verildiği veya olayın meydana gelmesi
gününe irca olunacaktır. Bu sebeple bu tür tazminatlar da karar
tarihinden itibaren faize tabidirler (Oftinger, § 6 IV s. 153, BGE
81 II 559, 84 II 36). Müstakar Yargıtay içtihatlarına göre bu tür bir
faiz hakkında BK. 72 uygulanır, yani faiz oranı % 5'tir (TD. 11.1.
1962 2800/143 ABD. 1962 s. 378). Tekinay'a, (s. 230) göre, tazminat
alacağı hüküm tarihinden değil, zararın vukuu tarihinden
itibaren faize tabidir. Bununla beraber, borçlu mütemerrit ise
hakkında BK. 101 uygulanır. Zararın vukuu tarihinden hüküm tarihine
kadar geçecek süre için işleyen faizler, mevcut ve hakiki bir
zarar olarak hükümde nazarı itibare alınır. Bazı Yargıtay kararlarına
göre bu tür bir tazminat alacağı olayın vukuu tarihinden itibaren
faize tabidir (4. HD. 31.3.1959 5331/2812 Olgaç, (1969), s. 334
N. 27, 4. HD. 23.1.1965 8350/327, Olgaç, (1969), s. 333 N. 26, Tekim
ay, s. 230).
X YARGITAY KARARLARINÛAN ÖRNEKLER
Davacının mütevaffanm yardımına muhtaç olup olmadığı hususunda
davacı vekilinden beyyine talep olunmak ve mütevaffanm yardımına muhtaç,
olduğunun subutu halinde maddi zarar miktarı tesbit olunmak gerekir (4. HD.
29.9.1942, 1933/2339, Tekinay, s. 49'dan).
Ölenin babasına baktığı tesbit edilmeksizin veyahut malî durumu itibariyle
MK. 315 hükümlerince ölenden nafaka isteyip işleyemeyeceği tahkik
edilmeksizin baba lehine hüküm edilmiş olması kanuna aykırıdır (4.
HD. 7.10.1957 4143/3880 Emsal s. 49).
Mahkemece sabit görülen tazminattan, ölenin 18 yaşında kazanç sağlayıp
davacı babasına yardım 'edebileceğini kabul ile bu yaşa kadar çocuğa
yapılacak masrafların indirilerek, geri kalana hükmedilmiştir. Bu şekilde
küçüğe yapılacak masrafların sabit olarak tazminatta indirilmesi 45 inci
maddenin 3 cüncü cümlesiyle konulan esasa aykırıdır (4. HD. 1.3.1960 4043/
2404 Olgaç, 1969 s. 326 N. 14).
Destekten yoksun kalma şartlarının resen nazara alınması gerekir. Ölen
çocuğun çalışıp ana ve babasına yardım edip edemeyeceği konusu ve babanın
yardıma ihtiyaç duyup duymayacağı incelenmelidir. - ölen çocuğun yaşadığı
çevre, gelenekler, yaşayış tarzı çalışma durumu incelenmelidir (4.
HD. 13.3.1967 15422/2244 Olgaç, 1969 s. 320 N. 4).
Yoksun kalma tazminatı isteyen ana-babanm ileride bakım ihtiyacına
düşeceklerinin tesbiti, hal ve şartların özelliğine göre davacıların bakım ihtiyacına
düşecekleri kuvvetli bir ihtimal olarak tesbit edilmelidir. Ayrıca
çocuğun da ileride bakım gücünü elde edeceğinin kabul edilmesi halinde
tazminatın hesabının bilirkişiye yaptırılması gerekir (4. HD. 11.12.1967 9961
Karahasan, s. 498), 4. HD. 20.6.1967 5335/3746 Karahasan, s. 486).
Yoksun kalma tazminatına hükmedebilmek için ölüm nedeniyle ileride
yoksun kalınacağının ve ölenin de bakım gücüne sahip olacağının isbatı gerekir
(4. HD. 18.2.1967 11870/1389 Karahasan, s. 488).
Davacıların mütevaffanm sağlığında kendilerine yardım ettiğini ispat
etmeleri gerekir (9. HD. 3.3.1967 103/1787 Karahasan, s. 487).
Küçük yaştaki çocuğun ölümü halinde onun gelecekte ana ve babasına
bakacağı hal ve şartların özelliklerine göre bekleniliyorsa, öleni destek saymak
lâzımdır. Ancak çocuğun destek haline gelinceye kadar ana ve baba
tarafından yapılması gereken masraflar tazminatın hesaplanmasında nazara
alınması ve bu miktarın düşürülmesi lâzımdır (4. H. 10.2.1966 3570/1593
Olgaç, 1969 s. 323 N. 6).
DESTEKTEN YOKSUN KALMA TAZMİNATI 183
Bir ağabeyin küçüğüne erginlik çağına gelinceye kadar bakması muhtemeldir
(HGK. 26.10.1960 256/257 Karahasan, s. 503).
Ölen çocuk henüz iki yaşındadır. Böyle bir kimsenin büyüyünce ne şekilde
para kazanacağım hangi 'eğitim dalında okuyacağını ve hangi mesleği
edineceğini şimdiden kestirmek mümkün olamaz. Böyle bir durumda gerçek
zararın tayini mümkün değildir. Bu nedenlerle olayda BK. 42'nin uygulanması
gerekir (HGK. 16.10.1968 1143/692, Karahasan, s. 497).
Ailenin içtimai durumu, hayat şartları, mahalli teamül ile davacı iki yaşındaki
Emine'nin tahsil ve evlenme devresi, babasının bakımına ihtiyaç hissettiren
sair hususlar araştırılarak 18 yaşının üstünde daha ne kadar müddet
mütevaffanm yardım ve bakımına muhtaç olduğunun tesbiti gerekir
(TD. 12.6.1956 2204/3430, Külliyat 1956 C. XI. s. 127).
İleride yardım göreceğini ümit etmekte haklı bulunmak da tazminat
istemek için yeterlidir —ölenin çocuk olduğundan, filhal yardımdan mahrum
kaldığından ve ileriye muzaf bir tazminat ödenemeyeceğinden bahisle
davanın maddi tazminata ilişkin kısmının reddi isabetsizdir (TD. 13.10.
1965 1792/2927, Karahasan, s. 488).
Davacı babanın yaşı ve içtimaî durumu ve çocuğun mektepte okutulmasının
gerekmesi babanın ortalama ömrünün müddeti gözönünde tutulduğu
takdirde çocuğun yardım edebilecek çağa ermesi halinde babanın kaç yaşında
bulunacağı ve yaşaması muhtemel bulunup bulunmayacağı cihetleri
göz önünde tutulmayarak baba lehine tazminata hüküm edilmesi kanuna
aykırıdır (4. HD. 1.2.1957 8634/480 Emsal s. 34, Tekinay, s. 32).
Durum destekten mahrum kalma tazminatının tesbitine imkân vermiyorsa,
bunu hâkim resen tesbit edemez, zira bu takdirde davacıların ileride
destekten yoksun kalacakları kesin olarak tesbit edilmiş değildir. Hayali
ve uzak ihtimalata dayanan bir düşünce ile maddi zararın gerçekleştiğini
kabule tazminat hukukunun kuralları elverişli değildir (4. HD. 4.2.1967 7035/
896 Otgaç, 1969 s. 322 N. 5).
Ana ve babanın ileride bakım ihtiyacına düşeceklerinin anlaşılması lâzımdır.
Davacı ana ve babanın özel durumları çocuğun yaşı ve aile içersindeki
yeri mahkemece gözönünde tutulmalıdır. Hayal ve uzak ihtimallere dayanan
düşünceler maddi zararın gerçekleştiğini kabule tazminat kuralları elverişli
değildir (4. HD. 9.3.1967 1147/2171 Olgaç, 1969 s. 324 N. 9).
Ölen çocuğun yaşının küçüklüğü zararın varlığına engel sayılmaz. Genç
veya küçük yaştaki bir kimsenin yaşayacağı kabul olunur —küçük kız veya
erkek çocukların büyüyüp kazanç sağlayacakları ana babalarına fiilen
destek olacaklarını kabul hayat. tecrübelerine ve olayların akışına uygun
düşer. Bu nedenle zarara uğrama yönünden zararın vukuunu davacıların ispatla
yükümlü tutulması hukukun temel ilkelerine uygun düşmez. Bu nedenle
küçüğün ölmesi dolayısıyla ana-babanm destekten yoksun kaldıkları
kabul edilmelidir (HGK. 16.10.1968 1143/692, Karahasan, s. 496).
Ana ve babanın destekten yoksun kalma tazminatını isteyebilmeleri,
bakım ihtiyacı şartının ispat edilmesine bağlıdır. Yoksa salt ana baba oluş
184 Prof. Dr. Kemal Tahir GÜRSOY
yoksun kalma tazminatına hak kazandırmak için yeterli değildir (9. HD
30.12.1968 11176/11984, Karahasan. s. 486).
Desteğin sağlığında bakıma muhtaç olmayan ana ve babanın, zamanla
çalışma güçlerini ve kazançlarım yitirme sonucu bakım ihtiyacını duymaları
ihtimali de mevcuttur (9. HD. 30.12.1968 11176/11984, Karahasan, s. 486).
Yardımdan mahrumiyet tazminatında ölen ile yardıma muhtaç olanın
muhtemel yaşama sürelerinin göz önünde tutulması lâzımdır (4. HD. 9.11.
1957 6706/6709 K. Reisoğlu, s. 185).
Yargıtaym yerleşmiş uygulaması arasında kişilerin 65 yadından sonra
yaşayamayacağı ve kazanamayacağı yolunda bir düşünce yoktur. Mahkemenin
ölenin yaş durumunu göz önünde bulundurarak zarar verici olay meydana
gelmemiş olsaydı ne kadar zaman yaşayabilecek idiyse o süre içinde
ne kazanabilecek idiyse elde edeceği gelirden davacılara ayırabileceği miktarı
peşin sermaye faizinden indirilmesi gerekir (4. HD. 2.2.1965 2025/546.
Olgaç, 1969 s. 325 N. 10).
Ölüm ve cismanî zarar hallerinde maddî tazminat tutarının hesaplanması
sırasında Çalışma Bakanlığınca Fransa'dan alınarak 506 sayılı sosyal
sigortalar yasasına bağlanan tarifenin 1 inci maddesi uyarınca P. M. F. yaşama
tablosundan yararlanılması ve ortalama ömrün belli edilmesinde bu
tablodaki rakamların esas tutulması gerekirken ortalama ömrün 65 yaş olarak
kabulü bozmayı gerektirmiştir (4. HD. 25.10.1968, 8297 Karahasan s. 496,
Aynı mealde, 4. HD. 18.12.1969, K. 1045, Çenberci, s. 827, dn. 221 a).
Ölenin yaşaması muhtemel vasati yaşının 70 olarak tesbit edilmesinin
sebebinin gösterilmemesi yolsuzdur (4. HD. 5.5.1951 3233/3564 Emsal s. 34).
Tazminat davalarında vasati ömrü beşer 65 yıl olarak kabul edildiğine
nazaran... (4. HD. 29.9.1958 4107/5800 Emsal s. 29).
Ölünün vasati yaşı 65 olarak kabul edilmeyip, 60 olarak kabul edildiği
takdirde esbabı mubice zikri gerekir (4. HD. 22.2.1952 1331/999 Külliyat
C. V s. 144).
Ölenin 62 yaşına kadar yaşamış bulunması sebebiyle hiç değilse 70 yaşına
kadar yaşayacağının kabulü gerekir (Emsal s. 875).
Destekten mahrum kalanlar hisselerini açıklamadan hepsi için toptan
bir tazminat hesap edilmiş ise BK. 69 hükmünce alacaklıların eşit olarak
hak ileri sürdüklerinin kabulü gerekir. (4. HD. 20.6.1966 10049/6963 Karahasan,
s. 484).
Yoksun kalan birden ziyade kişilerin birlikte dava açmaları mümkün
ise de bu takdirde de her davacının bağımsız istekte bulunması ve herbirinin
özel durumları incelenerek her bir davacı için gerçekleşen zararın tesbiti
gerekir. Davacıların her biri için ayrı ayrı hüküm kurulmalıdır. Bu cihetler
gözetilmeksizin karar verilmesi kanuna aykırıdır (4. HD. 27.6.1968
5516 Karahasan, s. 481).
BK. 45 ve 47 gereğince maddî tazminat için ölenin desteğinden yoksun
kalma yeterli bir sebep olup ayrıca ölenin yetişmesi için önceden masraf
yapılmış olması gerekli değildir. Maddi tazminatın hes-abmda ölen küçüğün
DESTEKTEN YOKSUN KALMA TAZMİNATI 185
çalışma ve gelir sağlama yaşına kadar ana^babanm yapacağı ve yapması gerekli
masrafların tazminattan indirilmesi gerekir (4. HD. 11.5.1960, 7681/
4393 Tekinay, s. 196).
Ölenin babasına baktığı tesbit edilmeksizin yahut babanın malî durum
itibariyle MK. 315 gereğince ölenden nafaka isteyebilip isteyemeyeceği tetkik
edilmeden karar verilmesi yolsuzdur (4. HD. 10.7.1957, 4173/580, K. Reisoğlu,
s. 171).
Ana-baba ölen çocuğa bakılması ve onun yetiştirilmesi için yapmış olduğu
giderleri tazminat konusu yapamaz. Zira bu giderler ölüm sonucu değildir
(4. HD. 24.10.1967, 9288, Karahasan, 499).
Oğlu ölen babanın çocuğunu yetiştirmek için yapacağı masrafları, bilirkişinin
hesapladığı zarar miktarından indirilmesi gerekmez (4. HD. 1.3.
1960 4043/2404, Son İçtihatlar, 1961 Cilt 15 s. 4838)).
Ölen evlâdın ileride evlenmesi, çocuk sahibi olması ve kendi karı ve çocuklarına
bakması halinde yardıma ihtiyaç duyacak olan ana ve babasına
ayırabileceği paranın ne olabileceği ihtimalleri gözönünde tutulmalıdır (4.
HD. 23.9.1967, 5799/6719 Olgaç, 1969 s. 326 N. 13).
Çocukların yüksek tahsil yapmakta olup olmadıkları gözönünde tutularak
onların yardımdan mahrum kalmış sayılmaları için gerekli yılların sayısı
tayin edilmek gerekir (TD. 19.4.1955, 512/2927, Küliyat C. V s. 151).
Destekten yoksun kalma yüzünden verilen peşin tazminatta peşin sermaye
faizi düşülmelidir (4. HD. 2.11.1967, 5819/6595, Olgaç, 1969 s. 325 N.
11).
Yardımdan mahrum kalan kimseler içtimaî ve iktisadî seviyelerini olaydan
sonraki devrede de kalan miras gelirleriyle sağlamış ise artık BK. 45'e
dayanma hakları kalmaz (4. HD. 16.11.1963, 8337/10030, Olgaç, 1969 s. 329
N. 15). ""
Ölüm sonucu bakkal dükkânı miras yoluyla davacıya intikal ettiğine
göre miras gelirinin hesaplanacak tazminat tutarından indirilmesi gerekir
(4. HD. 15.4.1968 3518 Karahasan, s. 504).
Destekten mahrum kalma tazminatı hesaplanırken tereke mallarının
davacıya sağladığı gelir hükmedilecek tazminat miktarından tenzil olunur
(4. HD. 12.12.1966 8495/10612, 4. Hukuk D. Kararlan 1966-67-68, s. 123).
Mirasçılık nedeniyle davacının malî varlığı artmış olursa bu artış destekten
yoksun kalma tazminatından indirilir (4. HD. 6.11.1965, Karahasan,
s. 506; 4. HD. 22.10.1963 9363, Karahasan, s. 510).
Sağlanan faydaların zarar miktarının hesaplanmasında mahsubu için
bu faydalanmanın haksız fiilin doğrudan doğruya sonucu olması lâzımdır.
O halde mirasbırakanm ölümüyle davacıların terekeden miras payı almış
bulunmaları haksız fiilin doğrudan doğruya sonucu olarak meydana gelmiş
bir artma sayılamaz (4. HD. 4.11.1961 2296/9210, Olgaç, 1969 s. 330 N. 16).
Emekli Sandığından sağlanan aylıkların haksız fiil ile değil, ölümle edinilmiş
bir fayda sağlayıp zarardan mahsup edilmemesi doğrudur (4. HD.
4.11.1961 2296/9210, Olgaç, 1969 s. 330 N. 16).
186 Prof. Dr. Kemal Tahir GÜRSOY
Tazminatın hesabında miras gelirinin gözönünde tutulması gerekir.
Çünkü miras geliri ölüm nedeniyle destekten yoksun kalana geçmiştir (4.
HD. 15.5.1967 4254, Karahasan, s. 505).
Davacıların îşçi Sigortaları Kurumundan bir tazminat almış ve almakta
bulunup bulunmadıkları incelenmek ve şayet tazminat almış ve almakta
bulunmuş oldukları anlaşıldığı takdirde hükmedilecek tazminattan bunun
indirilmesi gerekir. (4. HD. 7.10.1957 4173/5580 Tekinay, s. 184).
Davacı kadının henüz genç olduğu da düşünülerek yeniden evlenmesinin
mümkün bulunup bulunmadığının incelenmesi gerekir (İlmî ve Kazaî
İçtihatlar, 1963 s. 2010).
Memur olarak çalışan kadın aile masraflarına münasip bir miktarda
katılmaya mecburdur (MK. 190) ve maaşı yükseldikçe bu miktarın artması
da zaruridir. Hal böyle iken ölenin bütün hayat boyunca muayyen fasılalarla
terfi etmesine rağmen masraflara iştirakinin sabit olacağının kabulü
kanuna aykırıdır (4. HD. 9.11.1957, 6706/6709, Olgaç, 1969 s. 332 N. 21).
26 yaşındaki bir erkeğin hayatını düzene sokmak üzere tekrar evlenmek
isteyeceği kabul edilmek gerekir. Şu halde davacının nikâhlı veya nikâhsız
ne kadar bir süre içinde bir başka kadınla hayatını birleştireceği
sosyal şartlar gözetilerek bilirkişiye tesbit ettirilmeli ve tazminat ancak
bu süreyi kapsayacak şekilde hesaplanmalıdır (4. HD. 5.1.1967, 10932/55,
Karahasan, s. 489).
Davacının genç ve iki çocuklu bulunduğu gözetilerek tekrar evlenme
şansı olup olmadığı tazminat miktarının hesabında göz önünde tutulmalıdır
(4. HD. 6.11.1967, 8284, Karahasan, s. 493).
Yoksun kalan sonradan evlenmiş ise bu durumun da gözönünde tutulması
lâzımdır (4. HD. 20.6.1966, 10049/6963, Karahasan, s. 494).
Ölenin karısının yeniden evlenme imkânına malik oluşunun kocasını
kaybetmiş olması sebebiyle uğradığı maddi ve manevi zararın tenkisine sebep
teşkil etmez (4. HD. 31.1.1951, 99/775, Emsal s. 34).
Davacı eş evlenmiş olduğuna göre tazminat miktarının hesabında evlenmiş
olmasının tesiri olup olmayacağı bilirkişi raporunda münakaşa olunmalıdır
(4. HD. 2.11.1957, 5819/6595, Olgaç, 1969 s. 325 N. 11).
Karının ikinci kocasının içtimaî vaziyet ve malî kudreti gözönünde tutulmalıdır
(4. HD. 26.3.1942, 1369/907, Olgaç 1969 s. 331 N. 18).
Dul ve yetim maaşının ölenin mirasçılarına şahsen ve devletçe tahsis
olunan bir para olması nedeniyle tazminattan tenzili gerekmez (4. HD. 11.5.
1951 4525/3687, Olgaç, 1969 s. 331 N. 20).
Çocuğa bağlanan yetim maaşı destekten yoksun kalma tazminatına mahsup
edilemez (4. HD. 26.10.1966, 5666/8402, Karahasan, s. 491).
Çocuğa yapılacak masrafların sabit olan tazminattan indirilmesi kanuna
uygun değildir. Çünkü BK. 45'de ölüm neticesi olarak diğer kimseler
mütevaffanın yardımından mahrum kaldıkları takdirde onların bu zararlarını
da tazmin etmek lazım denilmekte ölenin yardımının tam karşılıDESTEKTEN
YOKSUN KALMA TAZMİNATI 187
ğının istenebileceği esası kensinlikle kabul olunmaktadır - tazminattan davacının
çocuğunun ölümü sebebiyle tasarruf ettiği bakım ve yetişitiritaıe
masraflarının indirilmesi halinde bu tazminat babanın mahrum kaldığı yardımım
tam karşılığı olamaz (Son içtihatlar 1961 No: 161 s. 4837).
Tazminatın hesabında evlâdın yetiştirilmesi için gerekli olan masrafın
mahsubu yoluna gidilemez (HGK. 18.10.1967 342/457, Olgaç, 1969 s. 321 N. 3);
aksi içtihat 4. HD. 27.6.1968 5517, Karahasan, s. 497).
Çocuğun yetiştirilme masrafıyla baba yükümlü olduğuna göre ana lehine
hesaplanacak tazminattan yetiştirilme masraflarının düşülmüş olması
doğru değildir (4. HD. 25.10.1968 8279 Karahasan, s. 496).
Davacı kocanın, ölen karısına yaşamış olsaydı yapacağı giderlerin tazminattan
indirilmesi gerekir (4. HD. 3.10.1966, 4938/8581, Karahasan, s. 493).
Erginlik çağma kadar ana baba ile birlikte yaşayan çocuğun kazncı kurl
olarak onlara aittir. Bu yönün tazminatın hesabında göz önünde tutulması
gereklidir (4. HD. 4.3.1965, 13335/1221, Karahasan, s. 501).
Ev işleri görme yardım deyimine girer (4. HD. 3.10.1966, 4938/8581, Karahasan,
s. 493).
Çocuğun ileriki yaşlarda kazanacağı tahmin edilen gelirin, miktar itibariyle,
onu refah halinde bulunduracağı kesin olarak anlaşılamamasınâ göre,
kardeşler lehine maddi tazminata hükmedilmesi kanuna aykırıdır (4. HD.
9.1.1957 4590/112 Emsal s. 50).
Yoksun kalma tazminatı isteme hakkı ölenin mirasçılarına geçer (Son
içtihatlar C. 18 (1964) s. 5903-5906).
Destekten yoksun kalma tazminatının mirasçılık sıfatıyla bir ilgisi bulunmadığından
toptan tayin olunan tazminatın veraset senedi gereğince davacılara
dağıtılmasına karar verilmesi kanuna aykırıdır. Zira mirasçı olsun
veya olmasın, ölenin akrabası oluşun veya olmasın yardımdan mahrum kalan
herkes ölüme sebebiyet verenden BK. 45 gereğince tazminat isteyebilir
(4. HD. 12.12.1957, 7063/7371, Olgaç, 1969 s. 334 N. 28).
Yoksun kalma tazminatına ilişkin dâva hakkı mirasçılık hakkından değil,
desteğini yitirdiğinden doğar (4. HD. 14.10.1963 15237/9018 Karahasan,
s. 484;. 4. HD. 27.6.1968 5516, Karahasan s. 481).
BK. 98/11 uyarınca haksız fiillerden mütevellit mesuliyete müteallik hükümler
kıyasen akde muhalif hareketlere de tatbik olunur. Bu itibarla gemide
aşçı ve dalgıç olarak çalışan kimsenin ölümünden donatan BK 55 gereğince
sorumludur. Bu meyanda donatan destekten yoksun kalma tazminatıyla
da sorumludur (HGK. 7.12.1966 818/311, Karahasan, s. 483).
îş kazası neticesinde ölen işçinin çocuklarına gelir bağlanabilmesi için
kaza tarihinden evvel neseplerin tashih edilmiş veya tanınmış olmaiarı lâzımdır
(Külliyat C. XIII s. 410).
Ölenin nüfus kütüğüne kanunî şekilde çocuk olarak kaydedilmemiş bulunması
itibariyle ölenin sağlığında bir baba gibi bir çocuğa bakmakta olup
olmadığı araştırılmalıdır. Buna lüzum görülmezse açılmış olan nesebin tas188
Prof. Dr. Kemal Tahir GÜRSOY
hihi davasının sonucu beklenilmelidir (4. HD. 10.7.1957, 4173/5880, K. Reisoğlu,
s. 171).
Ölen ile evlenme vadi ile hayatını birleştirmiş ve bu münasebetle dünyaya
bir çocuk gelmişse ölenin çocuğun babası olmasının hükmen tesbit edilmiş
olması destekten yoksun kalma tazminatı için yeterlidir (TD. 21.11.1965, Karakasan,
s. 489).
Destekten yoksun kalma tazminatının amacı ölüm gerçekleşmemiş olsaydı
yoksun kalan malca ne durumda olacak idiyse o durum sağlanmalıdır
(4. HD. 20.6.1966, 10049/6964, Karahasan, s. 494).
Davacının ölen ile nikâhsız bir arada yaşamış ve ondan bir çocuğu olmuş
bulunması yoksunluk tazminatım istemeğe yeterlidir (4. HD. 5.Î.1967,
10932/128, Karahasan, s. 489).
işçi Sigortaları Kurumuna tanınmış olan dâva hakkı, netice itibariyle
sigortacı durumunda bulunan kurumun sigortalının veya onun ölümü sebebiyle
yardımdan mahrum kalan kimselerin işverene karşı borçlar kanunu
veya iş kanunu gereğince açabilecekleri tazminat davalarına halef olma esasına
dayanmaktadır. Yani Kurum zarar gören işçiye veya onun ölümü halinde
diğer hak sahiplerine, zararlarına karşılık ödediği veya ödeyeceği paraların
tazmin ettirilmesi için onlann yerine geçer (ÎBK. 29.6.1960 13/15 RG
10625).
tş kazası neticesi ölen sigortalının karısına gelir sağlanabilmesi için kazadan
evvel sigortalı ile evlenmiş olması icabeder. Nesep tashihinin hadisedece
tesiri yoktur (Tekinay s. 25'den alınmıştır).
Ananın destekten yoksun kalma yüzünden tazminat dâvası açıp açmamış
olmasının diğer davacıların uğradıkları zarar miktarının hesabına tesiri
yoktur. Zararın miktarının tesbitine etkili olan unsur ananın vefattan
önce yardım görüp görmediğidir (4. HD. 11.11.1961, 9849/9450 Karahasan,
s. 485).
Ölüm tarihinden başlamak suretiyle tazminat faizinin yürütülmesine ve
ödeneceği tarihe kadar devamına karar verilmesi gerektir (4. HD. 31.3.1959.
5331/2812, Olgaç, 1969 s. 334 N. 27).
Tazminata olay gününden başlayarak faiz yürütülmesi istendiği takdirde
mahkemece hem davacıya düşecek yoksun kalma tazminat tutarının tesbit
edilmesi ve peşin sermaye hesaplandırılarak gerekli indirimin yapılması
ve sonuç olarak bulunan miktar üzerinden ve olay tarihinden başlamak
üzere tazminat faizinin yürütülmesine karar verilmesi gerekir. (4. HD,
23.1.1965 8350, Olgaç, 1969 s. 333 N. 26).
Ölenin yaşının küçüklüğü zararın varlığının kabulüne engel değildir. Sağ
doğan insanın yaşaması veya yaşlanması sonra da ölmesi tabiatın normal
icaplanndandır. Kaldı ki, bugünkü sağlık şartları çocukların yaşamalarım ve
büyümelerini daha fazla oranda mümkün kılacak niteliktedir. O halde, küçük
iken veya genç yaşta vaki ölüm olaylan bu kuralın istisnasını teşkil
eder. Bu nedenlerle veya erkek çocuğun büyüyüp kazanç sağlayacağı, fiilen
veya para yardımiyle ana-babasına destek olacağını kabul, hayat tecrübelerine
ve olayların tabii akışına uygun düşer. Bu durum istisnai bir nitelik
DESTEKTEN YOKSUN KALMA TAZMİNATI 189
taşımadığı cihetle, olayda zarara uğrama yönünden, davacıların ispatla yükümlü
tutulması hukukun temel ilkelerine uygun olmaz (HGK 16.İ0.1968
K. 692 RKD 1969 s. 32).
Olayda destek bekâr, yoksun kalan çocukları ise, henüz destek olamayacak
yaşta ve durumdadır. İleride desteğin evlenmesi ve çocuk sahibi oîmasiyle,
bakım gücünün azalması, diğer taraftan, desteğin çocuğunun dahi
destek olmasiyle, desteklenenlerin bakım ihtiyaçlarının azalması mümkündür
(9. HD. 30.6.1970, K. 7356, Çenberci, s. 814 N. 165).
Davacıların miras bırakanı Z, bir iş kazasında ölen evlâdı için işletme
^ den maddî ve manevi tazminat istemiş, fakat yargılama sırasında ölmüş
olduğu için, bu kez davayı mirasçıları sıfatiyle davacıların takip etmelerinde
ve dava konusu tazminatı istemelerinde kanuna ve usule aykırı bir yön
yoktur. Ancak, maddi tazminatın iş kazası ile Z'nin ölüm tarihi arasındaki
süreye göre hesap edilmesi gerekirdi. Mahkeme ise, Z'nin vasati yaş haddine
göre hesapladığı maddi tazminatın davalıdan tahsiline karar vermiştir.
Bu, bozmayı gerektirir (9. HD. 28.4.1969 K. 4941 Çenberci s. 812 N. 181).
iş kazasında ölen işçiyi, üç yaşmdan beri büyüten ve onun yardımından
yararlanan ve onun ölümüyle bu yardımdan yoksun kalan davacı (üvey
anne)mn gerçekleşen maddi tazminat ile takdir edilecek manevi tazmina
tm verilmesine karar verilmesi gerekir (9. HD. 19.3.1970, K. 2678, Çenberci,
s. 811 N. 178).
Destekten yoksun kalma ile MK. 315'e dayanan nafaka alacaklısı olma
birbirinden ayrı hukuki durumlardır. Destekten yoksun kalmış olduğu,iddiasının
kabulü için, ölen şahsın, nafaka ile yükümlü bulunması şart değildir.
Bir kimse, diğer bir kimseyi, infak ve iaşe ile mükellef olmadığı halde,
sağlığında ona muntazam maddi yardımda bulunmuş ise, onun ölümü
halinde, vaktiyle yardım gören kimse, destekten yoksun kaldığım iddia edebilir.
Bu hususta BK. nunun maddi tazminata ilişkin hükümlerinin belirttiği
unsurların araştırılması gereklidir (HGK 27.9.1967, K. 420 ABD 1967 s.
973).
Ölümün vukuu tarihinden iki sene sonra doğan kardeş, yoksun kalma
tazminatı isteyemez (9. HD. 18.11.1965, K. 9329, Çenberci, s. 811 N. 177).
ölüm nedeniyle BK. 45'e dayanan destekten yoksun kalma tazminatı,
yoksun kalanlara, ölenin yaşayabileceği muhtemel süre içerisinde çalışıp
kazanabileceği süredeki kazancı tutarından davacılara ayırıp ileride yapabileceği
yardımın tutarının peşin ve toptan ödenmesinden ibarettir (4. HD.
305.1965, K. 488, Çenberci, s. 806).
Evlenme ihtimali bakım ihtiyacı yönünden gerekli bir etken olduğu için,
bu hususun karşı tarafça Meri sürülmüş bulunmasında da zorunluluk yoktur.
Hâkim bu yönü görevinden ötürü gözönünde tutmakla yükümlüdür. Bu
nedenle, evlenme şansmm sonradan ileri sürülmesi savunmanın genişletilmesi
niteliğinde sayılamaz (9. HD. 25.9.1964 K. 4463 Çenberci, s. 831 N. 234).
Miras bırakan işçinin eşinin evlenme şansı olup olmadığı, varsa, oranı
tesbit edilirken, davacı kadının yaşından başka, diğer hususların da *esbit
edilmesi gerekir. Örneğin, davacı kadının sağlığı, çocuk adedi, iktisadî du190
Prof. Dr. Kemal Tahir GÜRSOY
rumu, ayrıca, içinde yaşadığı toplumun da bu konudaki düşünce ve telâkkiîeriyle
birlikte incelenmelidir (9. HD. 5.6.1970 K. 5963 Çenberci, s. 830
N. 229 a).
40 yaşında olup, ölüm olayından itibaren aradan on sene geçmiş olmasına
rağmen, evlenmemiş bir kadın, hakkında evlenme şansı kabul olunamaz
(9. HD. 10.12.1970 K. 13833 Çenberci, s. 830 N. 230).
Üç çocuklu ve 33 yaşında dul kalan eşin, ikamet ettiği yerin bu konudaki
inanç ve akideleri bakımından evlenme şansının bulunup bulunmadığı,
özellikle kendisine % 17 oranında evlenme şansının kabulü yersiz görülmüştür
(9. HD. 1.7.1971 K. 16423, Çenberci, s. 830 N. 230).
20 yaşında çocuksuz (9. HD. 17.12.1968 K. 15615), 24 yaşında bir çocuklu
(9. HD. 13.4.1970 K. 3568) 27 yaşında bir çocuklu (9. HD. 1.4.1969 K. 3672)
kadının evlenme şanslarının mevcudiyetinin asıl olduğu içtihat edilmiştir
(Çenberci, s. 830-831 N. 231-233).
Bir işçinin kaç yaşma kadar çalışabileceği belli faktörlere göre değişir.
Özellikle işin ve iş yerinin niteliği ve çalışanın kaza tarihindeki yaşı, tıbbi
ve fiziki yapısı, sonuca varmadan göz önünde tutulacak esaslardandır (9.
HD. 21.1.1971, K. 470, Çenberci, s. 824 N. 260).
Muhtemel ömür uzunluğunun tayini bakımından, Fransa'da ilmî esaslara
göre düzenlenmiş olup, Türkiye'de de istatistik Genel Müdürlüğü ve
Çalışma Bakanlığınca da benimsenmiş ilmi ve kazai içtihatlarla da desteklenmiş
bulunan PMF cetveli diye adlandırılan yaşama tablosunun incelemelere
esas almması icap eder (4. HD. 18.12.1969 K. 1045 Çenberci, s. 827
N. 221 a).
Emekli Sandığından alman dul maaşı, failin sorumlu olduğu tazminat
miktarından indirilir (HGK. 15.11.1967 K. 338 ilmî ve Kazaî Içt. C. VIII s.
5854).
Destekten mahrum kalma zararını hesap eden bilirkişinin, tazminatın
peşin sermaye değerini nazara alarak, ödetilmesi gerekli tazminatı tesbit
etmesi lâzımgelir (9. HD. 22.9.1964 K. 6103, Çenberci, s. 822 N. 205).
Sosyal Sigortalar Kanununda yaşlılık sigortası yönünden öngörülmüş
olan 55 yaş esası, bu kanuna ve özellikle anılan sigorta müessesesine ilişkindir.
Bu bakımdan, bu esasın yaşlılık sigortası konusu dışında bağlayıcı
niteliği kabul edilemez. Öbür yandan, iş hukuku uygulamasında normal
işgörebilirliğin yaş sınırı, içtihaden, 60 olarak kabul edilmiştir, işçinin bu
sınırın altında veya üstünde çalışması şüphesiz söz konusu edilebilir. Şu
var ki, bu gibi durumlar, asıl kuralın istisnası niteliğindedir. Bu nedenle,
böyle durumlarda esas kuraldan ayrılmayı gerekli kılan hususlar, inceleme
konusu yapılmalı ve bunun nedenleri karar yerinde gösterilmelidir (9.
HD. 12.3.1971 K. 3613, 6.4.1971 K. 6823, 28.10.1971, K. 21914, Çenberci, s. 825
N. 213;.
Destekten yoksun kalan bir çok kişilerden bir kısmının haksız eylemi
işleyen veya adam çalıştırandan yoksun kalma tazminatı isteyip bir kısmının
dava açmamış olması halinde, aile reisi durumunda olan ölenin kazancının
kendisine ayrılacak bölümünden başkası, dava eden kimseye tahi
i - u i t . î t u*W<piMa ii»H'- •••>» ı • t .nmK\ı.4--hhmhimmM lf«H" •>-'*!"' -|
DESTEKTEN YOKSUN KALMA TAZMİNATI 191
sis edilip, bu tutar üzerinden, zarar hesaplanamaz. Çünkü, tazminat, bu
olayda mal varlığındaki çoğalmaya engel olunması yoluyla gerçekleşmiş
zarar ilkesine dayanmaktadır. Bu nedenle, dava eden, desteğinden yoksun
kalman ölmemiş olup davacıya ne tahsis edilecek idiyse, zarar yalnız bundan
ibaret olduğundan, bu kalemin ödetilmesi istenebilir. Diğer dava etmeyenlere
tahsisi mümkün kazanç ayrılmadan, tamamını davacıya tahsis eden
rapor esas alınarak, verilen hüküm bozulmalıdır (4. HD. 9.12.1965, K. 7018,
Çenberci, s. 821 N. 201).
Miras bırakanlarının gelirinden bir kısmim kendi ihtiyaçları için harcayacağı
göz önünde tutularak, bulunacak miktarın düşülmesinden sonra
arta kalan kısmının, davacılara verilmesi gereklidir (9. HD. 22.9.1964, K.
6103, Çenberci, s. 822 N. 205).
Ölen işçinin günlük kazancı, kaza anında almakta olduğu gündelikle,
buna katılması gereken para, aynî olarak yapılan sosyal yardımlar ve kazalıya
ödenen ek ödemeler üzerinden hesaplanmak gerekir (9. HD. 25.6.1965,
K. 5669, Çenberci, s. 818 N. 194).
Ücrette muhtemel artış % 5 tir. Hükmedilecek tazminatlarda bu cihet
göz önünde tutulmalıdır (9. HD. 13.6.1969, K. 6793, Çenberci, s. 819 N. 197).
Bununla beraber, ücret artışmaları belli bir kademede durur Çenberci, s.
819 N. 197'de gösterilen kararlara bkz.).
Nikâhsız eşin yoksun kalma tazminatı isteyebilmesi için ölenin ona sağlığında
maddi yardımda bulunması ve birlikte yaşamaları gereklidir. (9.
HD. 14.10.1969, K. 9850, 3.3.1970, K. 1911; Çenberci, s. 811; TD. 21.10.1965,
K. 3002, ABD. 1966 s. 119).
Davacı lehine destekten yoksun kalma tazminatına hükmedebilmek için,
babasının ölümüyle davacının mamelek durumunda bir eksilme olması veya
böyle bir eksilmenin muhakkak bulunması şartına bağlıdır Bu itibarla,
davacının ölen babasıyla birlikte oturup oturmadığının ve müşterek masraflarının
ne suretle görüldüğünün araştırılması ve davacının babasının
ölümü dolayısiyle masraflarında bir tezayüd olup olmadığını ve davacının
şahsi gelirinin daha fazla olduğu iddia edilmiş olmasına göre bunun tahkiki
gerekir (TD. 2.1.1966 K. 299 İlmî ve Kazaî İçt. C. VI. s. 4720).
Gerek doktrin ve gerek yargıtaym kökleşmiş içtihatlarında, destekten
yoksun kalma sebebiyle açılacak tazminat davalarmda mirasçılık bağı şart
değildir (9. HD. 19.3.1970, K. 2678, K. 2678, Çenberci, s. 807).
Destekten yoksun kalma davası ile, davacı miras bırakanların doğmuş
bir dava hakkını değil, kendilerine yardım eden kimsenin gelirinden
ve yardımdan yoksun kalmaları sebebiyle, muhakkak olan ve fakat halele
uğralMam menfaatleri orantımda luğrada|klaraı zararın giderilmesünâ istemiş
ölür (4. HD. 14.10.1963 K. K. 9013, Çenberci, s. 807).
Eski işine devam eden ve kazancı ile ailesini geçindiren baba, yetişmiş
kızının ölümü sebebiyle, yoksun kalma tazminatı talep edemez. Bunun için,
"Jenin, ileride davacılara bakım gücüne sahip olacağının davacıların da ileride
bakım ihtiyacına düşebileceklerinin ispatı gerekir (4. HD. 20.6.1967,
K. 5335, ABD. 1967 s. 834).
Dâvâlıların müteveffanın sağlığımda kendilerine yardım ettiğini ispat
etmeleri gerekir (9. HD. .3.3.1967 K. 103/1784, Karahasan, s. 347).
192 Prof. Dr. Kemal Tahir GÜRSOY
506 SAYILI SOSYAL SİGORTALAR KANUNU GEREĞİNCE BAĞLANAN
GELİRLERİN PEŞİN DEĞERLERİNİN HESAPLANMASINA AİT TARİFE (*)
1 — 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu'nun 22 nci maddesi
gereğince sermayeye çevrilerek ödenecek gelirler ile ayni Kanun'un
ilgili maddeleri gereğince işveren veya üçüncü kişilere rücuan ödettirilecek
olan gelirlerin peşin değerleri tutarları, % 5 iskonto esasına
ve PMF 1931 işaretli vefiyat cetvellerine göre hazırlanmış olan
bu tarifeye göre hesaplanır.
2 — a) Daimî işgörmez durumundaki sigortalılara,
b) Ölen sigortalıların dul karısı veya hak sahibi kocalarına,
c) Ölen sigortalının hak sahibi ana ve babalarına,
d) Ölen sigortalıların malûl çocuklarına,
bağlanan gelirlerin peşin değerleri ekli (1) numaralı cetvele göre
hesaplanır.
3 — Ölen sigortalıların çocuklarına :
a) 18 yaşını dolduruncaya kadar ödenecek gelirlerin peşin değerleri,
(2) numaralı cetvele göre;
b) 20 yaşını dolduruncaya kadar ödenecek gelirlerin peşin değerleri,
ekli (3) numaralı cetvele göre;
c) 25 yaşını dolduruncaya kadar ödenecek gelirlerin peşin değerleri,
ekli (4) numaralı cetvele göre,
hesaplanır.
4 — Gelirin peşin değerinin hesabında:
a) Sigortalıların veya haksahibi kimselerinin gelire giriş tarihindeki
yaşları,
b) Gelir tutarında herhangi bir sebeple değişiklik vukua gelmesi
halinde bu değişikliğin olduğu tarihteki yaşları,
esas alınır.
5 — Yaşın hesabında 6 aydan küçük yıl kesirleri nazara alınmaz,
6 ay veya daha fazla olan yıl kesirleri tam yıl sayılır. Ancak,
(*) Bu tarife Çalışma Bakanlığı işçi Sağlığı Genel Müdürlüğünce hazırlanarak,
Sağlık Bakanlığının tasvibi alınmış ve 18.3.1965 tarih ve 915/İ-
26/2065 sayılı yazı ile Çalışma Bakanlığının onayına sunulmuş ve aynı
tarihte de onaylanmıştır.
DESTEKTEN YOKSUN KALMA TAZMİNATI 193
gelire giriş tarihinde 17 yaşını doldurmuş, fakat 18 yaşım doldurmamış
olan çocuklara bağlanan gelirin peşin değeri, (2) numaralı
cetvelden 17 yaşını doldurmuş, fakat 18 yaşını doldurmamış olan
çocuklara bağlanan gelirin peşin değeri, (2) numaralı cetvelden 17
yaşa göre hesaplanacak miktarın, çocuğun 18 yaşını doldurması için
geri kalan yıl kesiri ile orantılı kısımdır.
Gelire giriş tarihinde 19 veya 24 yaşını tamamlamış, fakat 20 veya
25 yaşını doldurmamış olan çocuklara ait gelirlerin peşin değerleri
de (3) veya (4) numaralı cetvellerden, ayni şekilde hesaplanır.
6 — İşbu tarife 1.3.1965 tarihinden itibaren uygulanır.
194 Prof. Dr. Kemal Tahir GÜRSOY
Cetvel No. (1)
P.M.F. % 5
Hayatı süresince üç ayda bir peşin ödenen ve senelik tutarı
100 TL. sı olan gelirin peşin değeri
Yaş
U
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31
32
33
34
Peşin değer
1.705,37
1.839,76
1.859,03
1.861,25
1.859,04
1.855,06
1.850,00
1.843,82
1.836,73
1.828,95
1.820,47
1.811,36
1.801,73
1.791,75
1.781,57
1.771,61
1.762,13
1.752,97
1.744,14
1.735,66
1.727,50
1.719,58
1.711,62
1.703,05
1.693,95
1.684,32
1.674,14
1.663,41
1.652,12
1.640,28
1.627,87
1.614,92
1.601,40
1.587,35
1.572,77
Yaş
35
36
37
38
39
40
41
42
43
44
45
46
47
48
49
50
51
52
53
54
55
56
57
58
59
60
61
62
63
64
65
66
67
68
69
Peşin değer
1.557,66
1.541,96
1.525,66
1.508,81
1.491,41
1.473,44
1.454,94
1.435,90
1.416,35
1.396,16
1.375,44
1.354,14
1.332,24
1.309,74
1.286,64
1.262,95
1.238,71
1.213,92
1.188,35
1.162,29
1.135,75
1.108,77
1.081,19
1.053,02
1.024,28
995,08
965,46
935,41
905,12
874,60
844,23
813,71
783,02
752,43
721,67
Yaş
70
71
72
73
74
75
76
77
78
79
80
81
82
83
84
85
86
87
88
89
90
91
92
93
94
95
96
97
98
99
100
101
102
103
104
105
Peşin değ<
691,21
661,08
631,05
601,38
572,44
544,59
517.716
491.466
465.906
441.396
417.904
395.160
373.130
362.750
334.223
317.388
301.907
287,899
272.437
264.377
254.804
246.729
241.300
237.251
233.387
229.888
226.136
223.295
218.034
209.132
198.312
197.711
161.310
155.179
132.797
110.121
;) . . .ı.l ! . ı ı,H - ,<'tl:llı.Hı|U4. M . i l : H-ılll ıt**#r siHI»m»MK İİHIH^I hif !• . Htt*ttt|l İ - l ' i M " * * W » - '
Cetvel No. (2)
P.M.F. % 5
18 yaşını dolduruncaya kadar
3 ayda bir peşin ödenen ve
yıllık tutarı 100 lira olan
gelirlerin peşin değeri
Yaş
0
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
Peşin değer
1.078,08
1.122,98
1.094,14
1.052,84
1.006,68
957,14
904,53
848,72
789,75
727,53
661,98
592.98
520,39
444,09
363,91
279,70
191,20
98,08
0
Cetvel No. (3)
P.M.F. % 5
20 yaşını dolduruncaya kadar
bir peşin ödenen ve yıllık
tutarı 100 lira olan gelirlerin
peşin değeri
Yaş
0
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
Peşin değer
1.146,80
1.201,49
1.141,39
1.177,92
1.100,04
1.055,50
1.008,09
957,73
904,44
848,18
788,88
726,44
660,75
591,71
519,20
443,12
363,28
279,36
191,05
98,05
0
Cetvel No. (4)
P.M.F. % 5
25 yaşını dolduruncaya kadar
bir peşin ödenen ve yıllık
tutarı 100 lira olan gelirlerin
peşin değeri
Yaş
0
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
Peşin değer
1.289,49
1.364,55
1.351,92
1.325,29
1.293,94
1.259,76
1.223,17
1.184,10
1.142,62
1.098,73
1.052,42
1.003,60
952,23
898,28
841,70
782,51
720,64
655,82
587,81
516,40
441,32
362,27
278,92
190,92
98,03
0
196
BİBLİYOGRAFYA
AKYAZAN, Sıtkı: Son İçtihatlarla
-gerekçeli - notlu- Türk Ticaret
Kanunu ve îgili Mevzuat, Ankara
1971.
BECKER, H.: Bd.VI Obligationenrecht
(in Berner Komm.)
(Komm. zum ZGB) I. Abt. Allgemeine
Bestimungen (Art. 1-
183), Bern 1941.
BOZER, Ali: Sigorta Hukuku, Ankara
1965.
BİLGE, Necip: Yardımcıdan Mahrumiyet
Sebebiyle Doğan Zararların
Tazmini, Ad. Der., 1944, s.
679-693.
ÇENBERCİ, Mustafa: 1475 sayılı
İş Kanunu Şerhi, Ankara 1972.
EREN, Fikret: Destekten Yoksun
Kalma ve Vücut Bütünlüğünün
İhlâli Hallerinde Ödenecek Tazminatın
Şekli, Prof. Dr. Hüseyin
Cahit Oğuzoğlu'na Armağan,
Ankara 1972, s. 163-174.
KARAHASAN, Mustafa Reşit: Tazminat
Davaları, İstanbul 1970.
KARA YALÇIN, Yaşar: Mes'uliyet ve
Sigorta Hukuku Bakımından
Basıca İşletme Kazaları, Ankara
196.
KUDAT, A.: Cismanî Kazalardan
Doğan Zararlar Nasıl Giderilir,
Ankara 1966.
KURU, Baki: Haczi Caiz Olmayan
Şeyler, AHFD. 1962, C. XIX, s.
OFTİ-NGER, Kari: Schweizerisches
Haftpflichtrecht, Bd. H/2, Zürich
1962.
OGUZMAN, Kemal: İş Kazası veya
Meslek Hastalığından Doğan Zararlardan
İşverenin Sorumluluğu,
IHFM. C. XXXIV, (1969),
Sayı: 14, s. 322-342.
OLGAÇ, Senaî: Kazaî ve İlmî İçtihatlarla
Türk Borçlar Kanunu
ve İlgili Hususî Kanunlar, İstanbul
1959.
OLGAÇ, Senaî: Kazaî ve İlmî İçtihatlarla
Türk Borçlar Kanunu
Genel Hükümler, 2. bası, İstanbul
1969.
OSER, Hugo— SCHÖNENBERGER,
W.: Bd. V. Das Obligationenrecht,
(in Zürcher Komm.)
(Komm. zum schw. ZGB) 1.
Halbband: Art 1-183, 2. Aufl.
Zürich 1929.
ÖNOL, Metin — PUSAT, Ziyagökalp
— ACARBAY, Yılmaz: Sosyal
Sigortalar Kararları, Ankara,
REİSOĞLU, Kemal: İstihdam Edenlerin
Mesuliyeti, Ankara 1958.
SAYMEN, Ferit H. —ELBİR, Halid
K.: Türk Borçlar Hukuku, İstanbul
1958,
STREBEL, J. — HUBER; H.: Kom.
mentar zum Bundesgesetz über
den Motorfahrzeug-und Fahrradverkehr,
Bd. II, Zürich 1938.
TANDOĞAN, Halûk: Türk Mes'uliyet
Hukuku, Ankara 1961.
TEKİNAY, Selâhattin S.: Ölüm Sebebiyle
Destekten Yoksun Kalma
Tazminatı, İstanbul 1963.
TUNÇOMAĞ, Kenan: ölünceye Kadar
Bakma Akdi, İstanbul 1959.
TUNÇOMAĞ, Kenan : Borçlar Hukuku,
C. I. Genel Hükümler, B. 5,
İstanbul 1972.
TUNÇOMAĞ, Kenan: Türk İş Hukuku,
İstanbul 1971.
VON THUR/SİEGWART: Allgemeiner
Teil des Schweizerischen
Obligationenrechts, Bd. I-II, 2.
Auflage, Zürich 1942.
K I S A L T M A L AR
Ad. Der.
ABD.
AHFD.
Art.
Batider
BGE.
BK.
Bkz.
FJS
HD
HGK
ÎBK
ÎHFM
JdT
Külliyat
MK
RG
RKD
TD
Adalet Dergisi
Ankara Barosu Dergisi
Ankara Hukuk Fakültesi Dergisi
Artikel, article (madde)
Banka ve Ticaret Hukuku Dergisi
Entscheidungen des Schweizerischen Bundesgerichtes
Borçlar Kanunu
Bakınız
Fiches Juridiques Suisses
Yargıtay Hukuk Dairesi
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu
İçtihadı Birleştirme Karan
İstanbul Hukuk Fakültesi Mecmuası
Journal de Tribunıaux
Saymen, Ferit H. - Erman, Sahir - Elbir, Halid K.: Türk
İçtihatlar Külliyatı, 13 cilt, 1950-1958, İstanbul.
Medenî Kanun
Resmî Gazete
Resmî Kararlar Dergisi
Yargıtay Ticaret Dairesi

Kaynak : http://dergiler.ankara.edu.tr
 
Üst