Makale - Hukuki - İş Sağlığı Ve Güvenliği Mevzuatına Genel Bir Bakış | TÜİSAG Forum | İSGforum | İSGfrm - İş Sağlığı,Güvenliği,Risk değerlendirme

Makale Hukuki İş Sağlığı Ve Güvenliği Mevzuatına Genel Bir Bakış

Konu, 'Makaleler' kısmında Av Seher Kırbaş Canikoğlu tarafından paylaşıldı.

Sayfayı Paylaş



  1. İŞ SAĞLIĞI VE GÜVENLİĞİ MEVZUATINA GENEL BİR BAKIŞ

    Yazan Avukat Seher Kırbaş Canikoğlu


    Sosyal Güvenlik Kurumunun (SGK) iş kazaları ve meslek hastalıklarına ilişkin 2015 yılı istatistiklerine göre, 2015 yılında 241 bin 547 iş kazası yaşandı, 510 meslek hastalığı tespit edildi. İş kazalarının 1.252’si ölümle sonuçlandı. 2014 yılı sonuçları ile karşılaştırıldığında, iş kazalarının sayısında %9,11 artış görüldü. Bu sayılara kayıt dışı kaza ve meslek hastalıkları da eklendiğinde, sorunun ne kadar ciddi boyutlarda olduğu görülecektir. Ayrıca bu sayıların, sadece 2015 yılı değil bütün zamanlar için istikrarlı biçimde ciddi boyutlarda olduğu, yapılan araştırmalarca ortadadır. İş kazaları ve meslek hastalıkları sadece çalışanların ölümüne neden olmamakta, aynı zamanda organ ve uzuv kayıplarına, sürekli iş göremez duruma gelmelerine de yol açmaktadır. Bu durum çalışanı etkilediği gibi, çalışanın gelirine ihtiyaç duyan yakınlarını da ekonomik olarak etkilemektedir. Ayrıca çalışanda (eğer ki ölmemişse), çalışanın akraba ve yakın çevresinde onarılamaz manevi etkilere de neden olmaktadır.

    Bütün bunların yanında, iş kazaları ve meslek hastalıkları sonucu işveren ve ülkelerin ekonomik kayıpları da dikkate alınmalıdır. Nitekim Uluslararası Çalışma Örgütünün (ILO) verilerine göre gelişmekte olan ülkelerin iş kazası ve meslek hastalıkları sonucu meydana gelen ekonomik kayıplarının gayrı safi yurtiçi hasılalarının (GSYİH) yaklaşık %4'ü kadar olduğu tahmin edilmektedir. Bu tahminden yola çıkılarak ülkemizde, Türkiye İstatistik Kurumundan (TÜİK) alınan 2016 yılı cari fiyatlarla GSYİH rakamlarına göre, iş kazası ve meslek hastalıklarının toplam maliyeti yılda yaklaşık 85 milyar TL olarak tahmin edilmektedir.

    Hem uluslararası mevzuat ile hem de ulusal mevzuat ile, iş kazası ve meslek hastalıklarının önüne geçmek ve ortaya çıktığı durumlarda zararın karşılanması amacıyla düzenlemeler getirilmiştir.

    İş sağlığı ve güvenliği hakkı, 1948 Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinde şu şekilde vurgulanmıştır: “Herkesin, çalışma, mesleğini seçme ve adil ve uygun iş koşullarında çalışma hakkı bulunmaktadır.”

    1976 Birleşmiş Milletler Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Antlaşması da, söz konusu meseleyi şu ifadelerle teyit etmektedir: “Söz konusu antlaşmaya taraf olan devletler, herkesin adil ve uygun çalışma koşullarına sahip olmasını ve bu koşulların özellikle sağlık ve güvenlik gereklerini karşılıyor olması hususunu tanımaktadır.”

    1961 yılında imzaya açılan Avrupa Sosyal Şartı ile de, adil çalışma koşulları hakkı, çalışmada sağlık ve güvenlik hakkı, çocukların ve gençlerin korunma hakkı, kadın çalışanların korunma hakkı, bazı zayıf kesimler için çalışma ortamı dışında getirilen özel koruma; zihinsel ya da bedensel açıdan güçsüz kimselerin mesleki yetişme, mesleğe ve topluma uyum sağlama hakkı, nüfusun tümüne getirilen koruma; sağlığın korunması hakkı, sosyal ve tıbbi yardım görme hakkı koruma altına alınmıştır. 1988’de kabul edilen Avrupa Sosyal Şartına Ek Protokol ile Şartın ilk şekline, meslek ve istihdamda cinsiyete dayalı ayrımcılık yapılmaksızın fırsat ve muamele eşitliği hakkı, çalışanların danışma ve bilgi alma hakkı, çalışanların çalışma ortamı ve koşullarının belirlenmesine ve iyileştirilmesine katılma hakkı eklenmiştir. Ayrıca, Gözden Geçirilmiş Şart, genel bir hükümle bu hakların kullanılmasını ayrımcılığa karşı da korumaktadır.

    Avrupa Birliğini kuran Antlaşmanın 137. maddesinde, çalışma ortamındaki çalışanların sağlık ve güvenliğinin korunması ile ilgili olarak daha iyi bir düzeyin garanti edilmesini teşvik edici iyileştirmeler hakkındaki asgari gereksinimlerin belirlenmesi gerektiği hususu, hükme bağlanmıştır. Avrupa Birliği, 1989 yılında, sınırlı istisnası dışında bütün çalışanları kapsayan 89/391 EEC Çerçeve Direktifini kabul ederek yayımlamıştır. Söz konusu Direktif, hem kamu ve hem de özel sektör bütün faaliyet alanlarına (sanayi, tarım, ticaret, idari işler, hizmet, eğitim, kültür, eğlence vb.) uygulanmaktadır. Direktif, yalnızca, silahlı kuvvetler veya polis gibi belirli özel kamu hizmetlerinde veya Direktifin hükümleri ile kaçınılmaz bir şekilde çatışan sivil koruma hizmetleri alanlarında uygulanmamaktadır.

    Türkiye tarafından, Uluslararası Çalışma Örgütünün “İş Sağlığı ve Güvenliği ve Çalışma Ortamına İlişkin 155 Sayılı Sözleşmesi” 5038 Sayılı Kanunla ve “İş Sağlığı Hizmetlerine İlişkin 161 Sayılı Sözleşmesi” de 5039 Sayılı Kanunla onaylanmış bulunmaktadır.

    155 Sayılı Sözleşmede; Sözleşmenin bütün ekonomik faaliyet kollarına uygulanacağı, ekonomik faaliyet kolları teriminin, kamu hizmetleri de dahil olmak üzere çalışanların bulunduğu bütün kolları kapsadığı, çalışanlar teriminin, kamu çalışanları da dahil olmak üzere istihdam edilen bütün kişileri kapsadığı belirtilmektedir. 161 Sayılı Sözleşmede ise; bütün ekonomik faaliyet dallarında ve tüm işletmelerde, kamu sektörü ve üretim kooperatifleri üyelerini de kapsayacak şekilde, tüm çalışanlar için, iş sağlığı hizmetlerinin sürekli bir şekilde geliştirilmesinin üstlenilmesi gerektiği hususu vurgulanmaktadır.

    Türkiye’nin, gerek Avrupa Birliği iş sağlığı ve güvenliği mevzuatına uyum çalışmaları gerekse onaylanan uluslararası sözleşmelerin gereklerini yerine getirme yükümlülüğü bulunması, ülkemizi iş sağlığı ve güvenliğini düzenleyen kapsamlı bir yasayı zorunlu kılmıştır.


    Türkiye CumhuriyetiAnayasasının 49. maddesinde “Çalışma, herkesin hakkı ve ödevidir. Devlet, çalışanların hayat seviyesini yükseltmek, çalışma hayatını geliştirmek için çalışanları korumak ve çalışmayı desteklemek üzere gerekli tedbirleri alır. Devlet, işçi-işveren ilişkilerinde çalışma barışının sağlanmasını kolaylaştırıcı ve koruyucu tedbirleri alır.” hükmü yer almaktadır.

    Yine Anayasanın 56. maddesinde de, “Devlet, herkesin hayatını, beden ve ruh sağlığı içinde sürdürmesini sağlar; insan ve madde gücünde tasarruf ve verimi artırarak işbirliğini gerçekleştirir.” düzenlemesi bulunmaktadır.

    Halen yürürlükte olan 4857 Sayılı İş Kanununun kapsamı, işverenler ile bir iş sözleşmesine dayanarak çalıştırılan işçilerle sınırlı kaldığından, çalışanların bir kısmı İş Kanunu kapsamı dışında kalmaktadır.

    Yukarıda belirtilen uluslararası sözleşmelerin uygulama alanı ile 4857 Sayılı İş Kanunu kapsamı karşılaştırıldığında, ülkemizdeki çalışanların önemli bir kesiminin iş sağlığı ve güvenliği hizmetlerinden yoksun kaldığı görülmektedir. Bu sebeple, 6331 Sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunundan önce, bütün çalışanların iş sağlığı ve güvenliğini güvenceye alacak başka bir yasal düzenleme ihtiyacı bulunmaktaydı.

    2012 yılında kabul edilen 6331 Sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu ile, Avrupa Birliğinde olduğu gibi, yalnızca silahlı kuvvetler ve polis gibi belli özel kamu hizmeti faaliyetleri ve sivil savunma hizmetleri kapsam dışında tutularak diğer tüm faaliyet kollarında çalışanların tamamı iş sağlığı ve güvenliği şemsiyesi altına alınmıştır.

    Kanun ile, çalışanların çalışma hayatları boyunca işyerindeki tehlikelere maruz kalabileceği gerçeği gözetilerek, çalışanların sağlık ve güvenliğini işyerinde/çalıştığı yerde korumak için önlemler almak amaçlanmıştır.

    6331 Sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu ile; işyerlerindeki çalışma şartlarının çalışanlar üzerindeki sağlık ve güvenlikle ilgili olumsuz etkilerini en aza indirecek şekilde işyerinin tasarımı, iş ekipmanları, çalışma şekli ve üretim metotlarının seçimi gibi hususlara özen gösterilerek işin çalışanlara uyumlu hale getirilmesi, teknik gelişmelere uyum sağlanması, toplu korunma önlemlerine öncelik verilmesi, çalışanlara uygun eğitim ve talimatların verilmesi gibi gerek çalışanlar, gerekse de işverenler açısından son derece önemli düzenlemeler yapılmıştır.


     
Yüklüyor...

Sayfayı Paylaş



Yandex.Metrica