Malatya Gizli Cennet: Kayısı Diyarı Malatya

Gamze

TÜİSAG Yönetim Yardımcısı
Yönetim Yard.
Katılım
17 Eki 2012
Mesajlar
11,292
Tepki puanı
10,166
Medeni hal
Evli
Meslek
Uzman (C)
Cumhurbaşkanları, başbakanlar yetiştiren güzel şehir Malatya'ya uzanan keyifli bir yolculuğun hikayesini okuyacaksınız. İki güne sığmayacak kadar geniş bir tarihsel dokuya, kültürel birikime ve çeşitliliğe sahip Malatya, yüzyıllar boyu, yüzlerce beyliğe, imparatorluğa, krallığa ev sahipliği yaparak gelmiş günümüze. Her yıkılışında küllerinden yeniden doğmuş, dimdik ayakta kalmış. İlk duyduğunuzda turistik bir gezi yapmak için kararsız kalacağınız kadar geri planda kalmış aslında. Ancak şehrin doğal güzelliklerinin yanında tarihini de katarsak işin içine, doyumsuz bir gezi sizi bekliyor.

Türkiye'nin en kalabalık yirmi yedinci şehri olan Malatya, Doğu Anadolu Bölgesi'nin de en büyük şehridir. Yukarı Fırat Bölümü diye anılan bölgedeki konumu sebebiyle pek çok medeniyete ev sahipliği yapmış. İlk olarak Hitit döneminde kurulmuş. O günden bugüne, Persler, Bizanslılar, Romalılar, Memlükler, Selçuklular'ın himayesi altında varlığını sürdürmüş, Osmanlı döneminden itibaren huzurla yaşamaya başlamış.

Adı çeşitli tabletlere Melita ve Maldia olarak yazılmış. Hititçede bal anlamına gelen Melit kelimesinden türeyen Malatya gerçekten bal gibi bir şehir. İnsanı sıcak, kendi sıcak, esnafı sıcak. Öyle turistler üzerinden haksız kazanç elde etmek gibi bir tutumlarını görmedim. Nereye yöneldiysem, tüm cömertlikleriyle ürünlerini önüme serdiler. "Almasan da olur, ye, tadına bak en azıdan" içtenliğini yaşadım. En iyi ürünler Şehrin Merkezi'nde Bakırcılar Çarşısı'nda olurmuş. Sıra sıra bakır güğümler, bakır kazanlar, sürahiler arasında ilerlerken, kayısıdan yapılan bin bir türlü şekerlemeyi de tatmayı ihmal etmemek lazım. Gittiğinizde mutlaka azar azar hepsinden alın. Bir kayısıdan neler yapılabiliyormuş, yakınlarınıza mutlaka ikram edin. Yeşil kayısıdan yapılan o ekşi ekşi ağzı dolduran turşusundan almadan dönerseniz gerçekten çok üzülebilirsiniz, benden söylemesi.

Kayısılara, şekerlemelere biraz ara verip, tarihin içine bırakmak istiyorum kendimi. Merkeze yaklaşık 10 km uzaklıkta bir arkeolojik yerleşim alanı olan Aslantepe Höyüğüne doğru, küçük şirin ağaçlıklı patika yolların arasından giderken, tarihinin bu denli derin olduğunu bilmiyordum henüz tabii. Türkiye'nin en büyük höyüklerinden biri olan bu alana girer gitmez haşmeti sizi sarıp sarmalıyor zaten. Hemen ilk girişte, yüzyıllar önce insanların yaşadıkları küçük evler karşılıyor sizi. Bu evlerde nasıl yaşamışlar diye düşünüyorsunuz ilk bakışta ama, detaylara bakınca hiç de öyle olmadığını anlıyorsunuz. En ufacık detayına kadar düşünmüşler; ocak, banyo alanı, oturma alanı, uyku alanı gibi pek çok detay evlerin içinde mevcut. Açık hava müzesinde, saray, tapınak ve mühürler de sergileniyor. Mühürlerin, bölgenin önemli bir ticaret merkezi olduğunu göstermesi bakımından önemliymiş. Anlatılanlara göre, Saray Kompleksi de denilen bu alanda, arsenikli bakır alaşımlı, gümüş kakmalı kesici-delici silahlar bulunmuş. Sarayın yakınında bulunan ve MÖ 2.900 olarak tarihlenen mezarın bir kral mezarı olduğu düşünülüyormuş. Mezarda değerli ölü hediyeleri bulunmuş. Dikkatimi çeken başka bir şey ise, mezarı kapatan taş kapak üzerinde kurban edilmiş dört genç insan cesedi de bulunmuştur. Putlara tapılan dönemlerdeki bu gelenek tüylerimi ürperttiği için o alandan hemen çıktım ama kafamı nereye çevirsem tarih kokuyor. Neredeyse 1 gününü bu açık hava müzesinde geçirebilirsiniz.Tarih severler için gerçekten çok derin birikimler barındırıyor.

Yakın geçmişe bakacak olursak, hanlarıyla da meşhur Malatya, 1927 yılında Adıyaman, Kahta, Arapgir, Akçadağ, Hekimhan, Pütürge ve Kemaliye ilçelerinden oluşuyormuş. Beydağlarının eteklerindeki bu şehrin konumu çok önemli, çünkü İç Anadolu, Akdeniz, Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nin arasında tampon bir bölge olma özelliğini de taşımakta. Zamanımız olmadığı için Fırat Nehri kıyısına da gidecektik ancak biraz uzakta olduğu gidemedik ancak şimdi size bahsedeceğim yere mutlaka gitmelisiniz.

Türkiye'nin ikinci en büyük Baraj Gölü olan Karakaya Barajı... Çevresinde çeşitli işletmelerin bulunduğu, üzerinde feribot seferlerinin olduğu bu muhteşem gölü görmeden başka bir şey yapmayın bence. Buradaki tek sorun, kötü kokular. Ancak Belediye sanırım bu yıl içerisinde Baraj Gölüne sınırı olan ilçelerin kanalizasyon alt yapısını tamamlayıp, gölü tamamen turizme açacakmış. Sevindirici bir gelişme.

Malatya ziyaretimde beni en çok etkileyen yerlerden birisi de Silahtar Mustafa Paşa Kervansarayı. Muhteşem mimarisi ve geniş alanı ile insanın içine huzur veriyor. Bahçesinde küçük küçük işletmelerinin olduğu kervansaray, Battalgazi ilçesinin Alacakapı mahallesinde bulunuyor. Kervansaray, IV. Murad'ın Silahtarı Mustafa Paşa'nın yaptırmış olduğu bir handır. Burasının İstanbul'dan Doğu'ya giden yol üzerinde büyük bir geçit yeri olduğu belirtiliyor.

Şehrin tarihi dokusunu güzelliklerini yansıtan Beşkonaklar, Günpınar Şelalesi, Beydağları ve çeşitli camileri de görülmeye değecek kadar güzel yerler. Ancak ben biraz da yiyeceklerinden bahsetmek istiyorum.

Malatya'ya gidince tabiki de kebap yemeniz gerekiyor. Malatya'nın en iyisi diyerek gittiğimiz Hacı baba Sinan Et Lokantası'nda gerçekten damağım bayram etti. 1942 yılından beri aynı yerde hizmet veren işletmede, etin her türlüsünü bulabiliyorsunuz. Yemeğinizi sipariş etmeden önce masanın ortasına gelenlerle zaten doyuyorsunuz. Ancak etlere gelecek olursak, o ağızda dağılan etleri, kiraz yaprağından sarmaları, tatlıları... Tek kelimeyle eşsizdi diyebilirim. Bugüne kadar bu kadar güzel et yemediğimi itiraf etmeliyim. Sadece yemek turizmi için bile gidebilirim anlayacağınız.

Benim 2 günlük Malatya ziyaretime sığdırabildiklerim bu kadardı ama emin olun en az 3-4 gün kalıp gezmeniz gerekiyor. Gidemediğim ancak görülmesi gereken onlarca mekânı var Malatya'nın. Batı'ya gidenlerin rotasını Doğu'ya çevirmeleri için önemli bir rehber olmasını diliyorum. Hoşçakalın...

SAGLIK_VE_INSAN_20160701_42.jpg
 
Üst